
Abdullah b. Mes’ud (r.a.) Rasûlullah (s.a)’ın şöyle buyurduğunu söylemiştir:
“İsrail oğullarında meydana gelen ilk kusur şudur: Birisi, (kötülük işleyen) başka bir adamla karşılaşır ve ona: “Ey adam! Allah’tan kork, yaptığını terk et, çünkü o sana helal olmaz, derdi. Sonra ertesi gün onunla tekrar karşılaşır fakat dünkü yaptığı, onunla birlikte yemesine, içmesine ve oturmasına mani olmazdı. Bunu yaptıklarında Allah onların kalplerini biri birine karıştırdı (Günah işlemeyenlerin kalplerini günah işleyenlerin kalplerine muvafık kıldı)” Rasûlullah sonra “İsrail oğullarından kâfir olanlar; Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın dili ile lanetlendiler” diye başlayan ayetleri: “Fakat onların çoğu fasıktırlar.” mealindeki ayetin sonuna kadar okudu. Daha sonra şöyle buyurdu:
“Dikkat ediniz, gerçekten vallahi siz ya iyiliği emreder kötülükten menedersiniz, zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız (ya da sizin de kalplerinizi birbirine karıştırır)” (Ebu Davud, 4336)
Ebu Ubeyde, İbn Mes’ud kanalıyla Rasûlullah (s.a.) ‘dan önceki hadisin benzerini rivayet etti. Ravi şunu da ilave etti: “…Ya da Allah bazınızın kalbini bazılarınınkine karıştırır. Sonra da onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder.” (Ebu Davud, 4337)
Hadisten anladığımıza göre İsrail oğullarından bazıları; kötülük yapan, günah işleyen arkadaşlarını görürler onları yaptıklarından men ederler. Sonra da sanki hiçbir şey olmamış gibi onlarla birlikte otururlar yerler ve içerlerdi. Günahkârlara gönüllerinde hiçbir buğz ve kırgınlık beslemezlerdi. Bu yüzden Allah (c.c.) kötülük yapmayanların kalplerini de kararttı, Onları da kötülük yapanlara benzetti. Böylece hepsinin kalpleri katılaştı, hakkı kabulden uzaklaştı. Birçok ayet-i kerime ve hadisi şerifte bir toplulukta işlenen günahlara karşı verilecek cezanın sadece kötülere yönelik olmayacağı, toplumun tümüne şamil olacağı bildirilmiştir. Buna sebep olarak da iyilerin kötülüğe mani olmamaları gösterilmiştir. Bu ayet ve hadislerden birkaçının meallerini görelim:
Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:
“Geldiği zaman sadece içinizdeki zalimlere mahsus olmayacak olan bir musibetten sakınınız.” (el-Enfâl 8/25)
Şu hadisi şeriflerde aynı manaya delalet ederler:
“Allah (c.c.) umumun işlediği günahlar yüzünden suçsuzları cezalandırmaz. Fakat aralarında günahın işlendiğini görür ve bunu engellemeye güçleri yettiği halde mani olmazlarsa müstesna.”
İbn Abbas (r.a.)’ın bildirdiğine göre Rasulullah: “içerisinde salih insanların bulunduğu bir belde halkı helak olur mu.?” sorusuna “evet” karşılığını vermiş, bunun sebebini soranlara da:
“Allah’a karşı yapılan isyanlar karşısında susmanız ve bunları umursamamanız buyurmuştur.”
Bu hadisten sonra gelecek olan hadis de aynı manaya delalet etmektedir.
Aliyyü’l- Karî, “İyilerin, ikrah olmadan ve kötüler kötülüklerine son vermeden günahkârlarla birlikte yemeleri ve içmeleri açık bir günahtır. Çünkü Allah için buğzetmenin gereği, günahkârlardan uzak kalmak ve onları terketmektir.” demiştir.
Hz. Peygamber sonra Maide suresinin şu mealdeki ayetlerim okumuştur:
“İsrail oğullarından inkar edenler Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, başkaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi. Çoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü ne kötüdür. Allah onlara gazap etmiştir, onlar azapta temellidirler.
Eğer Allah’a peygambere ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fâsıktır.”
Rasûlü Ekrem Efendimiz bu ayetleri okuduktan sonra ümmetine hitaben tekitle ve yemin ederek: “İyilikle emreder, kötülükten nehyeder, zalimin elini tutup hakka döndürür ve onu hak üzere tutarsınız” buyurmuştur. Bu rivayette, bu sözlerin karşıtı olan bölüm yer almamıştır.
4337 numaradaki rivayette ise bu sözlerin karşıtı: “Veya Allah bazınızın kalbini bazınıza karıştırır sonra da onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder” cümleleri ile ifadelendirilmiştir.
Bu hadiste, emri bi’l-ma’ruf ve nehyi an’il-münker (iyiliği emredip kötülükten men etme)in Müslümanların vazifesi olduğu görülmektedir. Ama bunun hükmü nedir? Bu konuda Aliyyü’l-Kari şöyle demektedir:
“İşlenen kötülük haramsa onu men etmek vaciptir. Kötülük mekruhsa onu men etmek menduptur. İyiliği emretmenin hükmü de ma’rufa tabidir. Eğer maruf vacipse emir vacip, mendupsa onu emretmek menduptur.
İyiliği emir ve kötülükten sakındırmanın şartı; fitneye sebebiyet vermemesi, muhatabın denileni kabul edeceğinin zannedilmesidir. Onun kabul etmeyeceği zannedilirse, İslâmın şiarını göstermek için iyiliğin emredilip kötülükten sakındırılması gerekir. “Sizden her kim bir kötülük görürse…” hadisindeki ” her kim” sözcüğü, hitabın kadın-erkek, adil-fasık, çocuk-yetişkin herkese şamil olduğunu gösterir. Ama fasık olana emri bi’l-ma’ruf ve nehyi an’il-münkerde bulunması,” insanlara iyiliği emredip de kendinizi unutuyor musunuz ve yapmadıklarınızı niçin söylüyorsunuz” ayetleri gereğince uygun görülmemiştir.”
…
Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi