Koronavirüs hayır mı, şer mi?

3 Nisan 2020 Muhtelif, Slayt0

Ey insanlar, muhakkak ki, size Rabbinizden bir nasîhat, gönüllerde olana bir şifâ ve mü’minler için bir hidâyet ve bir rahmet  gelmiştir. (Yunus, 57)

Kur’an’ın indiriliş gayesi nasihat, şifa, hidayet ve rahmettir. Buna rağmen Kur’an’ın indirilişi kafirlerden birçoğunun küfrünü artırır, onları daha da azdırır. Aslında kafirler için Kur’an’ın iniş gayesinin aksi bir sonuç ortaya çıkmıştır.  Çünkü onlar hakka uymayı değil hakkı kendilerine uydurmayı istediler. Hevalarına uyup müstekbirlik tasladılar. Allah Tealanın hayır olarak indirdiği vahyi şer ve ebedi azap vesilesi kıldılar. Şeytani bakış, insanı bu kadar kör eder ve hayrı şerre çevirir. 

Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma. (Maide, 68)

Müslüman vahiy penceresinden baktığı için geniş, açık ve aydınlık hidayet caddesinde bulur kendisini. O takva ile yaşadığı için Rabbi ona furkan ve basiret verir. Hakkı hak, batılı batıl olarak görür. Şerle hayrı asla karıştırmaz; keskin bir feraset, şaşmaz bir mizana sahiptir. Bunu nefsinden değil, Rabbinin rahmetinden alır. 

Rabb’ul-aleminin yarattığı her bir şey için ilahi bir maksat ve yaratılış amacı vardır. Kainatta abes hiçbir şey yoktur. Mümin bu hikmet bakışyla bakar ve mahlukatın yaratılış gayesini  asla ve asla göz ardı etmez. Hayır ve şerri birbirinden ayırabilme kaabiliyeti buradan neşet eder. 

Kainatta mükemmel bir nizam var. Her varlık tevhide ve Allah’ın kudretine şahitlik eder. Yaratan ve bütün kainatı insanoğlunun hizmetine veren alemlerin Rabbi, insanlara sayısız faydası olan virüsleri, haşa boş ve manasız olarak yaratmamıştır. Yaratılmışlarda abesiyet gören bakışındaki bozukluğu düzeltmelidir. 

Nefsimize ağır gelen, hoş gelmeyen; kerih gördüğümüz, şer diye düşündüğümüz şeyde bizim için hayır olabilir. Yine nefesimizin hayır gördüğü şey de bizim için şer olabilir. Buradaki ölçü nefis değil, ilahi maksatlardır. Mesela, cihadda mal ve can kaybı gibi insanın hoşuna gitmeyen ve şermiş gibi görünen durumlar söz konusudur. Kur’an’ın perspektifinden bakıldığı zaman cihad bir hayır, bir rahmettir. Cihad; adaletin muhafazasının, zalime haddini bildirmenin, Allah’a kulluğun ve tağuta baş kaldırmanın amele dönüşme şeklidir. Cihad, yaratılış gayesine uygun şerefli yaşamanın önündeki engelleri yıkma çabasıdır. Hakka teslimiyet, batıla razı olmamadır.  Cihad elbette hayrın ta kendisidir. Allah bilir demesi gerekirken, ben bilirim diyen şerri hayır, hayrı şer görür.

Hoşlanmasanız da, savaş size farz kılındı. Belki de sizin hoşlanmadığınız şey, hakkınızda hayırlı olur; hoşlandığınız şey ise sizin için bir şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara, 216)

Coronavirüsün insana bulaşır hale gelmesinin iki muhtemel durumu olabilir. Bunlardan biri virüsün tabii yollarla mutasyona uğradığı ve insanlar için ölümcül bir neticeleri olan bir pandemiye dönüştüğüdür. Diğer ihtimal ise, biyolojik bir savaş silahı olarak kullanılmak üzere virüsün üzerinde çalışılmış olduğu ve bilinçli olarak insanlara bulaştırıldığıdır. İkinci ihtimal daha kuvvetli… Bu biyolojik bir savaşsa eğer, kimdir savaşı başlatan ve amacı nedir? Burada da iki ihtimal var. Bazı devlet veya bölgeleri hizaya getirmek için virüslerin fıtratını bozabilecek teknolojiyi elinde bulunduran ABD gibi bir güç olabilir. Eğer böyleyse bütün dünyaya yayıldığına göre, ipin ucunu kaçırmışlar demektir. Komşunun evini yakayım derken kendisini de yakmıştır. Diğer ihtimal ise devletler üstü bir şebeke olmasıdır. Yani para, ilaç, silah, teknoloji ve tohumu tekellerinde bulunduran küresel güçler olabilir. Amaçları da devletleri ve halkları aciz duruma düşürüp dünya üzerinde kendileri için riskin kalmadığı mutlak bir hakimiyet sağlamak olabilir. Böyle bir fikir firavunun sonunu getirdi. Eğer İsrailoğullarının Musa (a.s) ile gitmelerine izin verseydi, yada onlar çıkıp gittiklerinde peşlerine düşmeseydi, saltanatından olmayabilirdi. Eceli gelen köpek, çobanın ekmeğini yer… Tabii bu güçler kimlerdir, amaç ve hedefleri nelerdir? Ve bunlar gibi bir çok soru akla gelebilir. Yazımızın konusu bunun tahlilini yapmak değildir. İster öyle ister, böyle ortaya çıkmış olsun, tağutlar üstü tağutlar, bu durumdan vazife çıkaracaklar. 

Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. (Sure No:3  Ayet No :120)

Bir hakikat var ki, kapitalizm çöküyor… Meydan boş kalmayacak. Mücadele çetin olacak… Batıl taraftarları, şeytanın öncülüğünde, bütün güçleriyle hazırlık yapıyor! Hak ehline yardıma gelen ilahi ordulardan bir ordu olan coronavirüs görevine başladı çoktan… Ne dersiniz çağdaş firavunların sonu yakın değil mi? Peki hakkın fedaileri nerede ve ne durumda?

Kainatta tesadüf yoktur. Her şey Allah’ın ilmi dahilinde hareket eder. Bir yaprağın düşmesi bile Allah’ın bilgisi dışında değildir. Musibetler, afetler, deprem, ölümler…  Allah’ın ilmi haricinde değildir. İsterse birileri, çeşitli şeytani düşüncelerle insanoğluna zarar verme adına, bütün dünyayı kasıp kavuracak şeytani bir planı uygulamaya soksunlar; her şey muhakkak Allah’ın bilgisi dahilindedir. Ebrehe’nin planları, Firavun’un tuzakları gibi.

Gaybın anahtarları O’nun yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde olanı da bilir. O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Toprağın karanlıklarındaki bir dâne, yaş ve kuru her şey apaçık bir Kitab’ın içindedir. (Enam, 59)

Rabb’ul-alemin niçin bunlara izin veriyor? Bunların çeşitli hikmetleri var.  kullarını yeryüzüne gönderen Allah, onların boş ve sebepsiz bir yere sıkıntılara düşmeleri, elbette hikmete terstir. Eğer insanoğlunun başlarına böyle bir şey geldiyse, Allah bu tür şeylerin olmasına müsaade ettiyse muhakkak bunun imtihanımızla bir alakası vardır. 

Şu kainatın sahibi vardır. Kainat boş yere yaratılmamıştır. İlahi rahmet, adalet, maslahat ve hikmet kainatın her zerresinde tecelli etmiştir.   İnsan başıboş bırakılmadığı gibi, kainat da kendi haline terk edilmiş değildir. Rabb’ul-alemin virüslerin de yaratıcısıdır. Her mahlukun bir görevi olduğu gibi virüslerin de görevleri vardır. Eğer bu virüs insan eliyle insana bulaştırıldıysa, bu cürmün elbette hesabı sorulacaktır. Allah zulme asla razı olmaz. Ancak zulmün, hem zalim hem de mazlumlar için mtihan konusu olmasına da engel değildir. Şeytan nasıl sırat-ı müstakim üzerinde durup insanları Allah’ın yolundan alıkoyma adına mücadele ediyorsa, bunlar da onun evliyası olarak görevlerini yapacaklar. Bu sayede Allah’ın evliyası da Rabbinin rızasını kazanma ve cennetin kapısına varma fırsatını yakalayacaktır. Bu da imtihanın hikmeti gereğidir. 

Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz! (Tekvir, 29)

De ki: “Eğer Allah size bir zarar vermek veya bir fayda sağlamak istese, O’ndan size gelecek şeyi kim engelleyebilir? Doğrusu Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. (Fetih, 11)

Yeryüzündekilerin tamamı birleşse, Allah dilemedikten sonra, bir kimseye ne bir hayır ne de bir şer ulaştırabilirler. Şunu açıkça söyleyebiliriz ki, Allah Teala dilemedikçe insana ne zarar ne de yarar dokunmaz. Acaba bu hastalığa maruz kalan insanlar masum mu? 

İşte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zulmedecek değildir. (Enfal, 51)

Hakkın kıstasıyla batılın ölçüsüzlüğü, nur ile zulumat arasındaki fark kadar derin ve keskindir. Bu müminler ile kafirlerin bakışına bire bir yansır. Mesela bir gemide fırtınaya tutulan müslüman ve kafirlerin o anki hallerinde açıkça görebiliriz. Kâfir sebeplere yapışır ve kurtuluşu onda görür. Ama ne zaman sebepler tükenir, kendisi çaresiz kalınca Allah’ım der. Kurtarılırsa eğer, tevhid üzere halisane ibadet edeceği sözünü verir. Ama sözünde yalancıdır.  Mümin ise her sebebin müsebbibini bilir. Gaybe iman eder ve fırtınanın da kurtuluşun da Rabbinden olduğuna inanır. Allah’ın kudretine teslim olur. Fırtınada tevekkül eder, sebebi ihmal etmez ama kurtuluşu Allah’tan bilir. İstiğfar ve tevbe ile rabbinden yardım ister. Her şey O’nun, her şey O’ndan, der.

Ay ve güneş tutulmasına müşrik, harika bir doğa olayı, diye bakar. O anın zevkini çıkarmaya çalışır. Sanatı görür, sanatkarı ihmal eder. Meraya düşmüş bir hayvanın bakışı gibidir onun nazarı. İlahi kudretin tecellisini göremeyecek kadar kördür. Müslüman, Allah Subhanehu ve  Tealanın Celal ve Cemalini görür. Bu hadiselerin Kadir-i Mutlak Rabb’ul- Alemin’in takdiri ile olduğuna iman eder. O, görünenden gaybe bağlantı kuran bir ariftir. Bunlar birer kevni ayettir, diye bakar. Bu cisimlerin zahirini hikmetsiz temaşaya değil, bu durumun gerçek manasını kavrayarak, yaratıcısı olan Müdebbir’i zikre, tesbihe ve tevhide koşar. Güneş ve ay tutulması, namaz vaktinin habercisi birer ayettir mümin için. Güneşin batmasının, akşam namazını haber vermesi gibi. 

Kâfir meradaki bir yaban eşeği gibi gördüğü ile kalır, esas manayı yok sayar, aklını kullanmaz. Hayatı yaşamak, zevk ve menfaat olarak bilir. Aslana yem oluncaya kadar… Müslüman ise akıllı bir kuldur. Bulunduğu imtihan sahasında tesadüfün bulunmadığını bilir. Dün, bugün ve yarının ve her şeyin sahibinin mülkiyetinde olduğunun idrakiyle yaşar.

Doğunun ve batının müşrikleri Tevhide davet edildiklerinde yaşamaya karşı ihtirasları, cinselliğe olan iştiyakları, menfaate olan düşkünlüklerinden dolayı kibirlendiler. Şehvet ve kibir onları şirke ve küfre itti. Şeytanın oyuncağı oldular. Tevhide gericilik, şirke özgürlük dediler. Dünya oyuncaklarının peşinde ömürlerini tükettiler.

Sizi yeryüzünde halifeler yapan O´dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez. (Fatır, 39)

Ve koronavirüs görevine memur oldu… Peki şimdi halleri nasıl? Dünyevi ihtiraslarının yerini korku almış. Bu korku ne ve kaçış nereye? Hani Allah’ın yasalarına meydan okuyacak kadar cesurdunuz? Özgürlükten dem vurup Allah’a boyun eğmiyordunuz. Kendinizi aldattınız. Gözle göremediğimiz virüs, özgürlüğünüzü aldı ve sizi hapsetti. Diyelim ki, virüsten kurtuldunuz, peki iradeniz dışında çalışan kalbiniz durdurulduğunda ölüme teslim olmayacak mısınız? Ölümlü, hadsiz zaaf ve acziyet içinde olan bir varlık nasıl özgür olabilir?

(Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim. (En’am, 104)

Hani mülk sizindi, dilediğiniz gibi istifade ediyorsunuz, şimdi bir  virüs ticaretinizi, fabrikalarınızı, işyerlerinizi kapattırdı. Allah’a karşı kibirleniyordunuz, virüse karşı niçin acizsiniz?

Tesettürü gericilik ve ilkellik olarak görüyordunuz. Şimdi tesettüre en zor yerden başladınız, yüzünüz ve ellerinizden. Oysa Allah sizi tertemiz kılmak istiyor. Allah’tan korkmayan kibirlenen, elbet zelil olur. Diyelim tıbbi tesettürünüz sizi virüsten korudu, peki zebanilerden nasıl korunacaksınız?

İlaçlarla vücut ateşini düşürüp tedavi oldunuz, diyelim. Cehennem ateşini nasıl söndüreceksiniz?

Solunum cihazı kıtlığı yaşıyorsunuz, cehennemin o dumanında nasıl nefes alacaksınız?…

Onlar yeryüzünde gezmezler mi ki, akledecek kalpleri yahut işitecek kulakları olsun? Fakat kör olan gözler değil, sinelerdeki kalplerdir. (Hacc, 46)

Zalimleri her cezaya müstehak… Mazlumların da onlar kadar virüsün sebep olduğu hastalıktan müzdarip olmasının bir hikmeti var mı acaba? Bunun sebebinin mustazafların müstekbirlere meyletmiş olması olabilir mi?

Zulmedenlere asla meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur. (Hud, 113)

Şu anki firavuni zulüm ve cahili sistem kimin eseri?  Batı toplumunun, özellikle de ölüm oranları en yüksek olan kesimi ile onların babalarının eseri. Çok kibirlendiler, ilahi adalet zelil etti o zalimlerin tamamını. Hem bir minik virüsle… Üstelik sağlıklıları, hastaları kadar çaresiz ve zelil…

Ekranlarda kuyruklarını dik tutarak müslümanlara ve şeriata meydan okuyanlar şimdi zelil… Diş gösterip hırlayan ve ısırıp parçalayanların kuyruklarını kıstırdıklarını da gördük, Allahu ekber… 

Belki direk konumuzla bağlantılı değil, ama şunu  demeden de geçemeyeceğim. Virüs vasıtasıyla zalimlerin tamamı ve onların evlatları ölse, batılı ve doğulu devletler yıkılsa, şerat mi gelecek? Hayır… Bundan şöyle bir ders çıkarmak lazım ki, sıratı müstakimden kopmuş çoğu cemaatlerin yaptığı gibi, cihadı korkutma ve tedhiş hareketi olarak görmek, hikmetsizlik ve şeriatın maksatlarını anlayamamaktır. Şeri hiçbir temeli olmayan intihar eylemlerine şehadet eylemi demek kimin hesabına çalışmaktır. On binlerce insanı bu yolda heder ettiler. İnsanlarda korku ve İslamdan nefretten başka bir şey elde edemediler. Gençlerin heyecanlarından faydalanıp, onların İslam akidesini öğrenmelerine bile fırsat vermediler. Bu eylemler mi, virüs mü kafirleri çok korkutuyor? Ümmetin inşası, İslamı yaşayan bir toplumun İslamı temsili ile mümkündür. Peygamberlerin yaptığı gibi.

Evet imtihandayız. Bütün hastalıklarda olduğu gibi, bunun da sebebini, bulaşma ve ondan korunma yolunu; insanları ne kadar etkilendiğini ve tedavi yollarını elbette bileceğiz. Ama esas dikkatimizi bununla imtihan edildiğiniz gerçeğine yoğunlaştırmalıyız. Çünkü Allah’ın bir ayetiyle karşı karşıyayız.

Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden bir noksanlık ile imtihan edeceğiz. O hâlde sabredenleri müjdele! (Bakara, 155)

Şimdi Allah Subhanehu ve Tealanın kudret ve azametinin tecellisini görüp huşuyla secdeye varma vaktidir. Allah’a sığınıp ondan isteme vaktidir.

Tefekkür, tezekkür, istiğfarla uyanma zamanı…

Kendimizi muhasebeye çekme anıdır şimdi. Çünkü Allah’ın bir ayetiyle karşı karşıyayız. Coronavirüs fıtri görevini yapıyor. Peki biz kulluk görevimizi yapıyor muyuz? Allah Tealanın bizi yaratma amacına göre mi yaşıyoruz? Muhasebe, murakabe, tövbeyle ıslah olma vaktidir.

Asr Suresini anlama ve yaşama vaktidir. Virüsle gelen hastalık ve bunun sebeb olduğu ölümler, bize vaktimizin tükenmek üzere olduğunu hatırlatıyor mu? Bize verilmiş zaman sınırlı bir sermaye değil mi? Bu sermaye dünya peşinde koşarak harcansın diye mi verildi? Bize verilmiş asrı değerlendiriyor muyuz, harcıyor muyuz? 

Tağutların ve tabilerinin zilletini görüyor muyuz? İlahi kudrete dayanmanın izzetini hissediyor muyuz? Koronavirüs tağutlardan güçlüdür! Fil Suresini tekrar okuma vaktidir.

Baki olanla geçici olanın farkını idrak etme zamanındayız. Peşinde koşturduğumuz oyuncularımız mesabesinde olan geçici metalardan baki olan salih amellere yönelme fırsatı kapımızı çalıyor şimdi! İcabet etme vaktidir…

Tahannüs vaktidir belki. Resulullah (s.a.s) bi’setten önce Hiraya çekilir, uzun uzun tefekkür eder ve ibadetle meşgul olurdu. Evimize çekildiğimiz şu günler tahannüs fırsatıdır. Elimizden gidene üzülme zamanı değil, kalplerimizin Rahmanın zikriyle yumuşamasının vaktidir.  

İman edenlere, vakti gelmedi mi ki, kalbleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’an’a saygı ile yumuşasın; ve bundan önce kendilerine kitab verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçip de kalbleri katılaşmış ve çoğu fıska dalmış bulunanlar gibi olmasınlar. (Hadid, 16)

Her şeye Kur’an ve Sünnet penceresinden bakma vaktidir. Silkelenip uyanma ve vahye dönme vaktidir. 

İmtihanın zorluğu mümini yüceltir, kafiri alçaltır!

Koronavirüs gafletten uyandıran ilahi ikaz olsun inşallah. 

Koronavirüs kimin için hayır, kimin için şer?

Koronavirüs tağutların ordularından büyüktür!

İstikbal Islamın!

Ali Çelik