İnternetin hayatımıza girmesi, beraberinde çeşitli sorunları da getirdi. Bunlardan biri de internetten yayınlanan yazı, video ve görselleri, dini öğrenme kaynağı olarak görme meselesidir. Yani zikir ehlini bırakıp internet ehline yönelme problemi. Doğruyu bulalım derken yanlışa düşebiliyoruz!
İslam kör cehaleti yasaklamıştır. Şeri ölçülere göre emin olunamayan ve buna rağmen doğru kabul edilen yanlışlar ise kişiyi Allahu Teala katında hesabı sorulacak bir sorumluluk altına sokar…
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra, 36)
Müslüman, bilmediği bir konuyu islamın emri gereği araştıracak ki, onun Şer’i hükmünü öğrensin ve onu yaşasın. Bundan dolayı ilim öğrenme, müminlere farz kılınmıştır. İlmin iki temel kaynağı Kur’an ve Sünnettir. Kişi ya doğrudan bu iki vahiy kaynağına başvuracak yada bu iki kaynağa vakıf ve ehil bir kaynağa müracaat edecektir ki; bu da zikir ehlidir.
İslam her meseleye çözüm getirdiği gibi, meselelerin çözüm yolu ve metodunu da ihmal etmemiştir. Hedefe götürmeyecek bir yola yönelme gibi büyük riskleri ortadan kaldıracak ölçüler koymuştur. Allah muhafaza, bu yolda atılacak yanlış bir adım, insanı şeriat caddesi dışına atabilir.
İslam öyle mükemmel bir nizamıdır ki, kululun ihtiyacının olduğu her yerde ona şaşmaz kıstaslarla yol gösterir. İnsan, onlara yapıştığı zaman asla sapmaz. İnsan, bu ölçüleri devre dışı bıraktığında ise kesinlikle dalalete düşer.
Kur’an ve Sünnetin zikir olduğu malum. Hidayet kaynağı da bunlardır. Zikir ehli ise zikre ehil olanlardır. Zikri bilen, ona inanan ve onu ihlasla yaşayandır.
Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun. (Enbiya, 7)
Kimler zikir ehlidir ve bunların vasıfları nelerdir? Kur’an bu soruların cevabını şöyle veriyor:
Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah´a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah´ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. (Ahzab,21)
Öyle adamlar vardır ki, onları ne bir ticaret, ne de bir alışveriş Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namaz kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin ( dehşetle) döneceği günden korkarlar. (Nur, 37)
Onlar, iman eden ve kalbi Allah’ın zikriyle huzur ve sükûna kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur. (Rad, 28)
Allah; ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden kitabı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların bu kitaptan derileri ürperir sonra hem derileri, hem de kalpleri Allah’ın zikri ile yumuşar işte bu kitap, Allah’ın doğruluk rehberidir. (Zümer, 23)
Bu ayet meallerinden anlaşıldığı gibi, zikir ehli; Resulullah’a ittiba eden, hiçbir şeyin onları Allah’ı zikretmekten alıkoyamadığı, Allah’ı zikretmekle kalbi tatmin bulan, Allah’ın zikriyle kalpleri yumuşayanladır…
Zikir ehline, Kur’an ve Sünnete uyduğu oranda ittiba edilir. Ama onları taklit etmeye izin verilmemiştir.
Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa, 59)
Bizden önceki ümmetler zikir ehlidir diye, alimlerinin helal dediklerini helal, haram dediklerini de haram kabul ederek saptılar. Böylece ilim ehlini rabb edindiler. Allah bunun da tehlikesinin önünü kapatmıştır.
Allah’tan başka hahamlarını ve ruhbanlarını rabler edindiler. Meryem’in oğlu Mesih’i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah’tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah’tan başka. Onların ortak koştuklarından münezzehtir O. (Tevbe, 31)
Saptırıcıların insanoğlunu zikirden saptırarak dalalete sürüklediğini de yine Kur’an ihtar ediyor. Zikirden uzaklaşan, şeytana yaklaşır; o da onu yapayalnız, yardımsız ve çaresiz bırakır.
Çünkü zikir bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır. (Furkan, 29)
Günümüzde internetin zikir ehli yerine konmasına birkaç örnek üzerinden değinip bir durum tespiti yapalım. Birçok insan, arama motorlarında, google gibi, öğrenmek istediği konuyu aratıp karşısına çıkan birkaç yazı veya bir yazıyı okuduktan sonra meseleye bakışını şekillendiriyor. Bazıları da işlerine gelmeyen yazıları çoğunlukla bırakıp nefislerine veya meşreplerine uyan yazıları, seçmece yöntemiyle, kendilerine mesned kılıyorlar. Bu da zamane telfik! Sonra, ben araştırdım ve bu sonuca vardım, diye tatmin buluyorlar. Yeni nesil araştırma da böyle oluyor! Araştırdım diyen insanların bir çoğunun bu yolla, konuyla ilgili internetteki en popüler veya arama motorunda öne çıkan birkaç yazıyı okuduklarını ve nihayetinde görüşlerini bu şekilde oluşturduklarını görüyoruz.
Bu yazılar, İslamı güvenle öğreneceğimiz metinler değildir. Bunlarda nakledilen hadis ve ayetler, okuyucuya benimsetilmek istenen düşüncenin, maalesef dayanakları olarak kullanılıyor. Kes yapıştır yoluyla alimlerden aktarılan sözler ise çoğunlukla o alimlerin düşüncesini yansıtmaz. Çünkü metin içinde bir mana ifade eden söz, o bağlamdan kapatıldıktan sonra başka bir manaya yorumlanabiliyor. Bırakın alim sözlerini, Allah Subhanehu ve Teala’nın ayetlerinin Kur’an’ın bütünlüğünden koparılıp laiklik, demokrasi ve daha nice küfür sistemleri için dayanak yapılmaya çalışıldığına tanık olmayanımız yoktur.
Çağdaş araştırmanın diğer bir yolu da, belki de en yaygın olanı, youtubedur. insanlar araştırmak istedikleri konuyu youtubeda arattiklarında hemen karşılarına birçok video çıkar. Bu tarz siteler yapay zeka ile sizin isteğinizi değerlendirir ve size uygun videoları sıralar. Zaten ilk girişten itibaren sizinle ilgili tüm kayıtlar tutulur. Kullanılan cihaz da tanımlanır. Sizin ilgi alanınız yapay zeka sayesinde tespit edilir. Ve size hitap edeceği düşünülen videolar sıralanır. Bununla da kalmaz; ilgi alanlarınızı artık bildikleri için sizi yönlendirebilecek ve o platformda daha fazla tutabilecek başka videolar sıralanır. Demokrasilerde seçmen ne kadar hür iradesiyle oy kullanıyorsa, youtube öğrencisi de o oranda hür bir araştırma yapar.
Sosyal medya araştırmacısı, birçok alimden kendisine benimsetilen fikrin dayanağı olacağını düşündüğü sözler aktarır, ama o alimleri hiç tanımaz. Birçok kitaptan bahseder ama onlara dokunmamıştır bile. Delil olarak getirdiği ayet ve hadislerin o konuya hüccet olup olmadığı konusunda bilgisizdir, ama kendinden emin ve konuyu bütün boyutlarıyla yutmuş bir edayla konuşur. Başkalarına cahil diye bakar. Ama yönlendirildiğinin farkında bile değildir. Basiretinin bağlandığından habersizdir. Youtubeda izleyip dinlediği şahıslar edasıyla konuşur.
Bu videolar ne kadar güvenilir? Bu videolarda konuşanlar ya muhatabı etkileyecek görselleri kullanıyorlar ya da yaptıkları konuşmaları, çoğunlukla etkili kılacak şekilde kesip yapıştırarak muhatab üzerinde hipnoz etkisi yapacak şekilde ayarlıyorlar. Görüntü ve ses üzerinde yapılan oynamalar ile anlatım teknikleri insanları çok ciddi etki altında bırakıyor. Videoların cazibesi, maalesef sihir etkisi yapıyor.
Şu bir hakikattır ki, internette videosu veya yazısı yayınlanan insanların çok büyük çoğunluğu kendi düşüncelerini ispat edip insanları ona davet etmek için bunları yayınlıyorlar Dolayısıyla bu yazı ve videolar bir insanın veya bir grubun propaganda materyalleridir. Bunların büyük çoğunluğu İslami bir meseleyi ilmi açıdan değerlendirip açıklamak için yayınlanıyor değildirler. Zaten amaç bu değildir. İlmî yazı ve videoların pek ilgi çekmedikleri de bir gerçek.
Yine bu video ve yazıların bir kısmı muarızlara cevap vermek, taraftarı ise daha kuvvetli bağlamak için yayınlanıyor. Bu tür durumlarda insanları etkileme metotlarından faydalanılıyor. En çok ilgi çekenler de bunlardır.
Facebook ise insanların en rahat arzı endam ettikleri bir platformdur. En az futbol maçı sohbetleri kadar ilgi çekicidir. Arkadaş ve takipçileriniz için vitrininiz, sizin kişiliğinizdir. Bir şeyler paylaşmak varlığımızın göstergesidir. Kendinizi ıspat etme meydanıdır, burası. Ne paylaşırsanız, osunuz. Vitrine çalışmak esastır. Ne kadar beğenilme, o kadar popülarite demektir. Buradaki tartışmalar kahve sohbetleri kadar zevklidir. Bu platformda pek samimiyet bulunmaz. İhlasın bulunmadığı yerde hak aranmaz. Burada sarık ve cübbe giymiş şeytan, kendisini evliya diye yutturabilir. Sanal alemin, sanal fikirleri islam realitesinin kaynağına ulaştıramaz. Buralarda paylaşılanlar hakkı bulmaya götürücü değildir. Diğer platformlardaki tehlikeler facebook için de geçerlidir.
İnternet kaynaklarından beslenerek itikad ve fıkıhlarını şekillendirenler, tam bir taklit bataklığına batmalarına rağmen işin farkında değiller.
İşin ilginç tarafı, bu tür insanların çoğu, taklide karşı olduklarını söylüyorlar. Bunlar, Kur’an ve sünnete uyarız ve kimseyi taklit etmeyiz, diyorlar. Ancak gelin görün ki, kendileri taklidin içine batmış ama farkında değiller. Kör bir bataklığın içerisine girmişler, ama bu bataklığı görmüyorlar.
Sosyal medya ehli anlatıcıları ve yazarları, çoğunlukla meselelere de vakıf değiller; haliyle kullandıkları delillerin, o meselelere hüccet olmalarından ziyade, görüşleri için dayanak olarak kullanılabilmeleri yeterlidir. Ancak meseleleri izah ederken, sanki o konudaki bütün naslara hakimlermiş gibi, sanki o konuyla ilgili bütün kitapları okumuşlar gibi görüşlerini anlatıp ayet ve hadisler ile alim sözlerini delil diye sıralıyorlar. Bu sunumların karşısında dinleyici yada izleyici büyük bir huşu ve tezimle kalbini ve aklını anlatıcıya teslim ediyor! İşte taklit budur.
Sosyal medyada hakkı arayanlar, internet ehlinin konu ile ilgili verdiği delillerin, gerçekten o konuya delil olup olmadığını, onunla ilgili asıllardan olup olmadığını tespit etmeye çalışmadıkları için maalesef aldanıyorlar, aldatılıyorlar ve sonra da aldatıyorlar. Bu da fikri köleliktir. Basiretin bağlandığı noktada akli ve fikri esaret başlar.
Dinleyiciler, anlatıcılar kadar bir bilgiye sahip olsalar bile, video ve görseller ile sözün cazibesi, onları etki altında bırakmaktadır. Aslında sosyal medyadan faydalanan veya interneti kaynak olarak kabul eden insanlar, bilgilenmeden ziyade yönlendirilme makamındalar.
Burada zikretmediğimiz diğer internet platformları da burada kısmen değindiklerimiz ile benzer tehlikelere sebep oluyorlar. Esasında bizim dijitalizmi tanımamız lazım. Dijitalizm insanı hevasından yakalayıp ruh, akıl ve kalbini esaret altına alarak mutlak kölelik sistemini kuruyor. Güle oynaya efendilerine teslim olmuş ama kendisini özgür zanneden basiretsiz insanlara dönüştürüyor… Biz bunun neresindeyiz?
Ben delile bakar, doğru olanı alırım diyenler, maalesef kendilerini çok büyük tehlikeye atıyorlar. Tarihte delilsiz hareket eden hangi sapık mezhep var? Bütün batıl mezhepler delillere dayanarak düşüncelerini geliştirmişler: Mutezile, cehmiye, cebriye, mürciye, hariciler… ve onlarca itikadi ve ameli mezhebin tamamı, muhakkak kendi görüşlerinin hak olduğuna mesnet olduğuna inandıkları bir çok ayet ve hadisi delil olarak sunmuşlardır. Üstelik günümüzde internette boy gösterenlerin, bu bahsettiğimiz mezhep kurucularının ya da o mezhebin önemli ilim adamlarının sahip olduğu ilmi birikime de sahip olmadıklarını zaten hepimiz biliyoruz. Demek ki esas olan delil olarak ayet ve hadis sunmak değil, sunulan delillerin anlatılan konuya delil olup olmadığıdır. Yahudilerin kitaptan zannedilsin diye, ağızlarını eğip bükmelerini iyi anlamak lazım. Yine hakkı batılla örtmenin ne olduğunu unutmamak gerekir. Yoksa hak olan vahyi, batıl görüşlerine mesnet kılmaya çalışanların ağına takılabiliriz. Delil hak, kasıt batıl olabiliyor.
Delilin hak olması kadar, ondan istifade metodunun da doğru olması önemlidir. İslamın bize gösterdiği yolu ve metodu terk etmiş olmamız, ona ulaşmamıza engel olur… Eğer Kur’an ve Sünnetten kendimiz usulünce hükümleri tespit edebiliyorsak, Kur’an’ı ve sünneti açacağız ve oradaki delillere bakacağız; dolayısıyla ortaya çıkan hüküm neyse ona tâbi olacağız. Yok Eğer bu noktada kendimizi yetersiz görüyorsak, o zaman ikinci bir alternatif vardır ki; zikir ehline sormak. Yani, ‘Allah’a itaat edin resule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.’ emri gereğince Allah ve Resulüne itaat eden ulemaya müracaat edeceğiz. Bunlar da zikir ehlidir. Bunun dışında başka bir yol aramak, yolu kaybetmeye niyet etmektir.
Şüphesiz ki, bu Benim müstakim yolumdur. Artık ona tâbi olunuz, başka yolları takip etmeyiniz. Sonra bunlar sizi O’nun yolundan ayırır. İşte size bununla tavsiyede bulundu. Gerekir ki, siz sakınasınız. (Enam, 153)
Sanal dünyadayken, internet ve sosyal medya sahibi küresel tağutların avuçlarında olduğumuzu da bilmeliyiz. İnternette biraz dolaştığınız zaman sizin hangi konulara ilgi duyduğunuz, ne tür yazılar okuduğunuz, nasıl insanlarla haberleştiğiniz, kimleri dinlediğiniz; velhasılı kelam sizin orada yaptıklarınızın tamamını ‘yapay zeka’ sayesinde tespit edip bir analize tabi tuttuktan sonra ilgi alanlarınıza göre sizden istifadeye çalışırlar. Tam size uygun diye düşündükleri yazı, ses, resim, video, oyun, reklamları… ekranınıza dizerler. Çünkü sizi çok iyi tanıyorlar. Siz onlar için bir avsınız. İlgi duyduklarınızdan hareketle, nokta atışıyla sizi avlarlar. Bu tağutlar çöplerini bile bedava vermezler. İnternet üzerinden bedava diye verdiklerinin karşılığını kat kat fazlasıyla alıyorlar. Size ücretsiz sunulanların bedeli, sizin çok boyutlu esir edilmenizdir. Unutmamak lazım ki, sizi bilen sizi nasıl yönlendirebileceğini de bilir. Şeytanın yaptığı gibi… Size sunulanların bu kadar kolay ve düzenli önünüze alternatifleriyle serilmesi bir plan ve programa göredir. Dolayısıyla siz, bu platformlarda araştırma yaptığınızı zannediyorsunuz; ama maalesef bir araştırma yapmıyorsunuz, önümüze konanlardan birisini seçmek zorunda kalıyorsunuz; ister farkında olun ister olmayın…
Eskiden bir müslümanın, inancındaki samimiyetini anlamak için kitap okuyup okumadığını bakılırdı. Neden? Çünkü insanın iman ettiği dini yaşayabilmesi ancak, bilmesine bağlıdır. Öğrenmek isteyen ise sorar ve okur.
Şimdilerde maalesef kitap okuyan çok az. Konuşan çok. Sosyal medya sağ olsun! Heybe boş, dil uzun! Bilgi açlığını internetten bastırmaya kalkmak abur cubur yemeye benzer. Abur cubur da sağlığı bozar.
Bir kısım insanlar var ki, birçok kitap okumalarına rağmen internet kaynağının cazibesi, onları da esir almış. Bunun da üzerinde çok ciddi düşünmek lazım. Bu noktada ibretlik bir durum var. Yıllarca meal, tefsir, hadis, fıkıh ve siyer gibi birçok ilmi eser okumuş insanlar, en basit meselelerde bile internet ehline neden teslim oluyorlar? Gerçekten çok üzüntü verici bir durum bu. Vu bu, aynı zamanda ibretlik bir durum… Onca emek heba olup gitmiş; ebter tohum gibi ekinleri semere vermemiş… Helal mi haram olduğu bilinmedik internet kaynaklarından beslenmeye çaĺışıyorlar… Bu emeklerin meyvesi ortada yok. Neden? Neden? Demek ki, bir şeyler yanlış gidiyor. Demek ki, bir şeyler yanlış… Demek ki, bir yerde yanlış yapılıyor. Kanaatimce eğitim ve uygulamada metotsuzluk ve usulsüzlük bu sorunun temelini oluşturuyor.
İslam Kur’an ve sünneti nasıl önümüze koyduysa ve Allahu Teala bunları nasıl muhafaza ettiyse; aynı şekilde bunlardan istifade metotları, bunlara yaklaşımla ilgili esaslar da bu kaynaklarla beraber bize ulaştırmıştır. Bunlar üzerinde çalışan zikir ehli, bunların usul ve esaslarını çeşitli eserlerde delilleriyle kaydetmiştir. Fıkıh, akaid, tefsir, siyer, hadis… hangi alanla ilgili olursa olsun, bir konu nasıl araştırılacak, nasıl vuzuha kavuşturulacak, delillerden nasıl istifade edileceği tespit edilmiştir. Yine, o konu ile ilgili delillerin nasıl tespit edileceği ile ilgili esaslar ilmi kitaplarda okuyucusunu bekliyor. Yüzyıllarca islam alimleri bu alanlarda çok ciddi çalışmalar yapmış ve istifademize çok kıymetli eserler telif etmişlerdir. Neden bunlardan istifade etmiyoruz? Neden bunlardan istifade etmekten kaçınıyoruz? Yoksa, bu ilimleri zor mu görüyoruz? Bunlara sırtımızı dönmemiz sorunlarımızı ve sorumluluklarımızı ortadan kaldırıyor mu?
Her şeyin usulünce yapılması gerektiğini biliyoruz. Usulsüz yapılan hiçbir şeye güvenmeyiz. Usulünce yapılmamış binada oturur muyuz? Peki usulüne göre imal edilmemiş uçağa biner miyiz? Demek ki, her bir şey için sünnetullah gereği bir usul ve esas konmuştur. Peki ya dinimiz, kulluğumuz, ahiretimiz söz konusu olunca usulsüzlüğe niçin razı oluyoruz!
İnternete ve sosyal medyaya tamamıyla karşı olduğumuz zannedilmesin. İnternet şu zamanın bir gerçeğidir. Onu reddetmek deve kuşu gibi kafayı kuma gömmek gibidir. Onda büyük maslahatların varlığı gibi, çok büyük mefsedetler de vardır. İnternet ortamında çok değerli yazı ve videolarin varlığını da inkar etmiyoruz. Kur’an ve Hadis başta olmak üzere islami eserlere bu ortamda kolayca erişilebilmemiz bir nimettir. Ancak, vahşi ve yırtıcı hayvanların bulunduğu bir ormana dalan insanlara, canlarının tehlikede olduğunu söylemek, ormana karşı olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde internet ehlinin, zikir ehli yerine konmasının, insanı dininden edebileceği uyarısını yapmak da internete karşı olma anlamına gelmez.
İşin özü, sıratı mustakime ulaşmak ve onda istikamet üzere yol alabilmek için, ya zikir ehli olmalıyız yada zikir ehlinden istifade etmeliyiz. Başka kaynağa yönelmek dalalete düşürür. Doğru kaynağa yanlış metotla yönelmek de aldanmaktır.
Ali Çelik