Evlerimiz Kıbleye Dönük

4 Ocak 2020 Akaid ve Fıkıh0

Tağuti düzenin, mescitleri işgal ettiği ve onları devlet dairelerine çevirdiği bir çağın müslümanlarıyız. Camilerin kullanımı kanun ve yönetmelikler ile belirleniyor. Camiler; kemalizm, laiklik ve demokrasiye sadakatle bağlı kalacağına yeminli resmi din adamlarına, küfür düzenini korumak üzere, emanet edilmiştir. İmam görünümlü, devletten maaşlı bu adamlar, cemaate devletin dinini İslam diye anlatmakla görevli. 

Bu memurlar, İslam’ı sistemin istediği şekilde bozmak için topluma sağdan yanaşıp, kuzu postuna bürünmüş kurt misali, İslam’a sinsice savaş açmış ve halka İslam adı altında laik bir din benimsetmişlerdir. İblis de Adem babamızı, Allah adına yemin ederek ve ben nasihatçıyım, diyerek aldatmadı mı? Mescidi dırarı yapanlar da iyilikten başka bir amaçlarının olmadığını yemin ederek söylemediler mi? Cin Suresi, cinlerin de aynı şekilde aldatıldığını çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Tarih tekerrür ediyor…

Müslümanlar her yönden cahiliyenin saldırısı ile karşı karşıyadır şu zamanda. Her yer küfre ve günaha çağıran, yönlendiren ve zorlayan materyallerle dolup taşıyor. Cinni ve insi şeytanlar sağdan, soldan, önden ve arkadan yanaşarak insanları sıratı mustakimden uzaklaştırıcı her vasıtayı pervasızca kullanılanıyorlar. En büyük vasıtalarından birisi de mescidlerdir. İslam kalesini haince içeriden yıkmaya çalışıyorlar. Evet; mabedlerin, cadde ve sokakların işgal edildiği; her yönden Müslümanların kuşatıldığı bir zamanda yaşıyoruz.

Peki müslümanlar bu durumda ne yapacak?

Rasulullah zamanında da Mekke’de müşrikler, Mescid-i Haram’ı kontrollerine almışlardı. Müminlerin dinlerini yaşamalarına müsaade etmiyorlardı. Allah Teala böyle bir durumda müslümanları çaresiz ve çözümsüz bırakmadı. İlahi vahiy ve nebevi metot gereği, evler mescid ve medreseye dönüştürüldü. Ömer’in (r.a.) İslam’a girişini hatırlayalım. Eniştesi ile kız kardeşinin Kur’an talimi yaptıklarına bir evde tanık olmuştu.

Ebubekir’in (r.a.) evini de hatırlayalım… Onun da evi ve avlusu mesciddi.

Rasulullah Mekke’de müşriklerin gözlerinden ve kontrolünden uzak olan Dar’ul-Erkam’ı Müslümanların buluşma ve eğitim yeri olarak kullanıyordu. Bu mekan, bir evdi. Mescide çevrildi. Davanın ana karargahı ve Müminlerin yönetim merkezi oldu.

Dernek ve vakıflar tağutların kontrolünde olduğu için asla bu vasfı taşıyamaz. Dar’ul-Erkamın gerçek mahiyetini anlayan bilir ki, onu vakıflara kıyas etmek sapla samanı karıştırmaktır. Vakıflar konusu belki başka bir yazının konusu olabilir. Şimdilik geçelim…

Nuh (a.s.) zamanında da benzer bir durum olduğunu görüyoruz:

رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًاوَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلاَ تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلاَّ تَبَارًا

Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır.” (Nuh, 28)

Musa (a.s.) ve ona tabi müminler de böyle bir durumla karşılaşmışlardı. Musa (a.s.) Mısır halkını tevhide davet ettiğinde, firavun buna çok öfkelenir, bütün mescitleri kapatır ve namazı yasaklar. Müslümanlara zulmetmeğe başlar. İslam’ı yaşama ve tebliğ etme yollarını kapatır. İnananlar, mabedsiz ve mektepsiz kalır. Allah Teala, onlara emrettiği çözüm yolunu Kur’an’da zikrederek, bizim de böyle durumlarda ne yapmamız gerektiğini canlı bir örnek ile göstermiştir. Böylece Vahiy, Müslümanlara dünya ve ahiret başarısına ulaştıracak yolu göstermiştir. Musa’ya (a.s.) şöyle vahyedilir:

وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى وَأَخِيهِ أَنْ تَبَوَّآ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُواْ بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَبَشِّرِالْمُؤْمِنِينَ

Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. Müminleri müjdele! diye vahyettik.” (Yunus, 87)

Müfessirlerin çoğuna göre İsrailoğulları, ancak kendi mescid ve mabedlerinde namaz kılarlardı. Mescidleri de açıkça ortalıkta görülüryordu. Musa (a.s) peygamber olarak gönderilince, Firavun emriyle İsrailoğullarının bütün mescidleri tahrip edildi ve namaz kılmaları yasaklandı. Yüce Allah da Musa (a.s.)ve Harun’a (a.s.), İsrailoğullarına Mısır’da bir takım evler yani mescidler edinin diye emir verdi. İbrahim ve İkrimenin İbn Abbastan rivayet ettikleri görüşleri budur..

Bu emirin, sadece Musa (a.s.) dönemi ile sınırlı olmadığı açıktır. Bizim için de apaçık bir emirdir. Vahye uymaktan başka bir kurtuluş yolu da yoktur. Yani dış ortamlarda ibadete ve İslam’ı yaşamaya engeller varsa, camiler dırar mescitlerine çevrildiyse ve dini eğitim yapılmasın diye medreseler kapatıldıysa,  ilahi emir gereği, her ev mescide çevrilmeli…

Her ev mescid, her ev Dar’ul-Erkam, her ev medrese olacak. Bu, isteğe ve arzuya bırakılmamış; emredilmiştir. Evler artık sadece ev değildir. Aynı zamanda mesciddir. Mekan olarak ev; ama ruhu, fonksiyonu mesciddir artık. İçinde Allah’ın zikredildiği, eğitim yapıldığı ve cemaatle namazın kılındığı, İnsanı ahirete hazırlayan bir mekan, İslam davasının talim ve terbiye yeridir. Oraya mescidin manevi havası hakimdir.Tıpkı Mekke’deki Dar’ul-Erkam gibi… Medine İslam Devletinin tohumu bu evlerde ekildi. 

Bu çağda Bilaller, Aliler, Ebubekirler… ancak buralarda yetiştirilebilir. Bu evler, Müslümanları cahiliyeden koruyan kalkandır; cahiliye düzenini tarumar edecek olan Zahid, abid, muttaki, mübelliğ dava eri mücahidin medresesidir.

Eğer Müslümanlar evlerini şu zamanda mescide çevirmeseler asidirler. İlahi emir ve Rasullerin uygulamaları bunun delilidir. Sahabeyi örnek nesil yapan bu metot, bu zamanın Müslümanlarını doğrultacak yegane yöntemdir.

قال النبي صلىالله عليه وسلم مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ في بيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ تعالى يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إلاَّ نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَحَفّتْهُمُ الْمَلاَئِكَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُأخرجه أبو داود والترمذي ومسلم

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir grup, Kitâbullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Müslim)

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ: صَلُّوا فِي بُيُوتِكُمْ، وَلاَ تَتَّخِذُوهَا قُبُورًا (المستدرك على الصحيحين

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Namazlarınızdan bazılarını evlerinizde kılınız, oraları kabirlere çevirmeyiniz“.(Hakim, Müstedrek)

Bu evler namazgah olmalıdır ki, mescid ruhunu kazansın. Namazlar da cemaatle kılınmalıdır. Buralarda Kur’an okunup amele döküldüğünde, işte o zaman, bu evler Dar’ul-Erkam’a dönüşmüş demektir.  Böyle bir durumda evler kabir olmaktan çıkar. Şeytanların giremediği, meleklerin ise uğrak yeri haline gelir.

قال النبي صلىالله عليه وسلم: مَثلُ الْبَيْتِ الّذِي يُذْكَرُ اللَّهُ فِيهِ وَالْبَيْتِ الّذِي لاَ يُذْكَرُ اللَّهُ فِيهِ مَثلُ الْحَىِّ وَالْمَيِّتِ (أخرجه الشيخان)

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir.” [Buhârî, Müslim.]

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّاللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرً

“Evlerinizde okunmakta olan Allah´ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Hiç şüphe yok Allah, latiftir, haberdar olandır.”  (Ahzab, 34)

وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلاَ تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الأُولَىوَأَقِمْنَ الصَّلاَةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُإِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِوَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا

Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 33)

 Müslüman hanımlar için ev, cahiliyeden korunma ve Allah’a itaatin mekanıdır. Tertemiz hanımlar, yetişecek neslin de temiz olmasının teminatıdır. Dışarıda, cahiliyenin hakim olduğu dış mekanda, bulunmak zorunda kalan erkeklerin selameti de kıbleye dönük ev ve tahire kadına bağlıdır.   Müslüman kadının çalışma alanı evidir. Tebliğ, Müslümanların kaynaşması vb. amaçlarla evinin dışında bir çalışma alanı belirleme, günümüz müslüman kadının gerçek fonksiyonundan uzaklaşmasının en önemli nedenlerinden biri olmuştur. Tefrikanın da temellerini atmıştır. Gerçek bir İslam ümmetinin oluşumu ancak, kadın ve erkeğin şer’i sınırlara riayet ile mümkündür. Şer’i ölçülere göre kadının çalışma yeri evidir. Evin mescide çevrilmesinin şartıdır.

قُلْ إِنَّ الْخَاسِرِينَ الَّذِينَخَسِرُوا أَنفُسَهُمْ وَأَهْلِيهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَلاَ ذَلِكَ هُوَالْخُسْرَانُ الْمُبِينُ

De ki: Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu apaçık hüsrandır.” (Zümer, 15)

يَقُولُ اللهُ عَلَى لِسَانِ أَهْلِ الْجَنَّةِقَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

Derler ki: “Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık.” (Tur, 26) 

Bu evlerde şımarıklık, isyan, haram, fısk, küfür… olmaz. Buralarda Allah’ın boyasıyla boyanmış tertemiz bir hayat yaşayan müttakiler yaşar. Haşyet ve takva onların hallerini en iyi anlatan iki kavramdır.

Mescide dönüşen bir ev sade ve mütevazidir. Lüks, israf, gösteriş ve şatafat bu evlere uğramaz. Bu mekanlar, hizmet içindir; hizmet edilmek için değildir. O evler İslam medeniyetinin filizlendiği yerdir. Cahiliye, bu evlerde hayat bulamaz. Cahiliyeye karşı kalkan, cennete vasıtadır. 

Evlerimiz mescid olmalı ki, neslimizin eti, kemiği ve kanı tevhid ile beslensin; kalbi, ruhu, zihni, vicdanı… takva ile hareket etsin. Evlatlarımız peygamber ahlakıyla donansın. Gelecek İslam ümmetinin temel taşı olsun. Kimlik ve kişiliği İslam ile oluşsun.  Dar’ul-Erkam’da yetişen sahabe gibi davayı omuzlasın ve günümüz Medinesini kursun… Bu evler de onları cennete hazırlasın.

Ali Çelik