
İslam fıkhında et konusu; eti yenen hayvanlar, kesim yeri, kesim aleti, kesen kişinin dini, av vb. başlıklar altında incelenmektedir. Bu konu günümüzde ortaya çıkmış bir mesele değildir. Bu mevzu, fıkıh kitaplarında enine boyuna, bütün detaylarıyla, kapalı bir tarafı kalmayacak şekilde açığa kavuşturulmuştur. Artık konunun keşfedilecek, yeniden ortaya konacak bir tarafı kalmamıştır. Söylenecek her söz eskinin tekrarı olacaktır. Günümüzde bu konuları tekrar gündem yapmanın bir anlamı kalmamıştır. Dileyen, fıkıh kitaplarında konunun en ince detaylarını dahi bulabilir.
Buna rağmen hayvanları kesenlerin, Allah’ın adını zikrettikten sonra, dini ne olursa olsun, kestiği hayvanların etlerini yemenin helal olduğu iddiası gündem yapılmaktadır. İslam fıkhının bu kadar müktesebatına rağmen, sanki Kur’an’da yeni bir keşif gerçekleştirilmiş gibi, hararetle müşriklerin kestiği hayvanların etlerinin yenebileceği savunulmaktadır. Maalesef bundan dolayı birçok kişi yanılmakta ve başkalarını yanıltmaktadır.
Bu yazıyı yazmadaki amacımız, bu konuyu bütün boyutlarıyla ele alıp incelemek değildir. Zaten bu konuda söylenmesi gereken her şey fakihler tarafından söylenmiş, mesele olabildiğince açık bir şekilde ortaya konmuştur. Biz sadece, insanların hataya düştükleri bazı noktalara kısaca dikkat çekmek istiyoruz.
İslam fıkhının birçok konusunda ihtilaf olduğu gibi, et konusunda da çeşitli ihtilaflar olmuştur. Ancak, hayvanı kesen kişinin dini konusunda, nasslar çok açık olduğundan dolayı, pek kayda değer bir ihtilaf olmamıştır. Dört mezhep başta olmak üzere Müslüman fakihler müşriklerin kestiği hayvanların etlerinin yenemeyeceği konusunda ittifak etmişlerdir. Fakihler arasında pek taraftarı olmayan, besmeleyle kesildikten sonra herkesin kestiğinin yenebileceğini savunan şaz bir görüş dışında, aykırı bir ses çıkmamıştır. Bu görüş de itibar görmemiştir. Fakihler ile müfessirlerin kahir ekseriyeti bu görüşü tartışmaya ve değerlendirmeye bile gerek duymamıştır.
Bilindiği gibi islam dini 23 yılda tamamlanmıştır. Kur’an ayetleri tedricen nazil olmuştur. İslami hükümler, tedricen kemale ermiştir. İnfak, Cihad, içki ve et konuları buna örnek olarak verilebilir. İlk inen ayetler veya varid olan hadisler sonrakiler tarafından tekmil, takyid, nesh yada tahsis edilmiştir. İslam fıkhıyla ilgili bir konuda yapılacak çalışmalarda tedricilik muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi taktirde yanlışa düşmek kaçınılmaz olacaktır.
Kur’an’ı yanlış anlamaya ve yanlış yorumlamaya götüren sebeplerden biri de aynı konu ile ilgili delillerin bir kısmının alınıp, görüşün bunlardan hareketle oluşturularak, diğer delillerin bunlara göre tevil edilmesidir. Oysa delillerin tamamının istikraya tabi tutulmasıyla ancak, doğru neticeye varılabilir.
Herhangi bir konudaki nassların birbirlerinden bağımsız olarak, parçacı bir yaklaşımla ele alınması insanı yanlış bir neticeye götürür. Bir konudaki nassları birbirinden ayırma anlayışı, ehli kitabın, kitaplarını tahrif etme durumlarına benzemektedir. Bu, Kur’an dışında üretilen düşüncelerin Kur’an’a kabul ettirilme yoludur. Bu yöntem, insanı doğruya ulaştırmaz.
Bu açıklamalardan sonra, müşriklerin kestiği hayvanların etlerinin yenebileceği görüşüne delil alınan Enam Suresindeki ayetlere bakalım:
فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَث۪يراً لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَد۪ينَ
وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ
وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌۜ وَاِنَّ الشَّيَاط۪ينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْۚ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟
Allah’ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah’ın adı anılmış olan şeyden yiyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir. Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir. Üzerine Allah’ın adının anılmadığını yemeyin. Bunu yapmak Allah’ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına vahyeder. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz müşrik olursunuz. (Enam, 118-122)
Bu ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili olan onlarca rivayetten birkaç tanesini okuyalım.
Ebu Davud Nasih’te, İkrime’den bildiriyor: Müşrikler Rasulullah’ın yanına girip: “Oğlak öldüğü zaman, onun canını alanın kim olduğunu söyle” dediler. Rasulullah: “Allah’tır” cevabını verince, müşrikler: “Sen ve ashabının öldürdüğü şeyin helal, Allah’ın öldürdüğü şeyin ise haram mı olduğunu iddia ediyorsun!” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayetleri indirdi. (Ed-Durru’l-Mensur)
İbnu’l-Münzir ve Ebu’ş-Şeyh’in bildirdiğine göre İbn Abbas der ki: “Şeytan müşriklerden olan dostlarına: “ Siz, kendi öldürdüklerinizi yiyorsunuz da, Allah’ın öldürdüğünü yemiyor musunuz!” demelerini fısıldadı… (Ed-Durru’l-Mensur)
Ebu Davud, Tirmizi, İbn Verir, İbnu’l-Münzir, İbn Ebi Hatim, Ebu’ş-Şeyh ve İbn Merduye’nin bildirdiğine göre İbn Abbas der ki: “Yahudiler Rasulullah’a gelerek: “Öldürdüklerimizden yiyoruz da, Allah’ın öldürdüğünü yemiyoruz” demeleri üzerine bu ayetler indi. (Ed-Durru’l-Mensur)
Bir grup insan Resulullah (sav)’a gelerek: “Ey Allah’ın Resulü biz kendi öldürdüğümüzü yiyor, fakat Allah’ın öldürdüğünü yemiyoruz (bu nasıl iş?)” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayetleri indirdi. (Tirmizi, Tefsir, En’am, 3071; Ebu Davud, Edahi, 13/2817, 2818, 2819; Nesai, Edahi 40, 7/237)
Bu ayetlerin nüzul sebebinden anlaşılacağı gibi, bu ayetler, müşrikler ile Yahudilerin, Müslümanları şüpheye düşürmek için, onlarla yaptıkları mücadele üzerine inmiştir. Bu ayetleri anlayabilmek için nüzul sebebini bilmek gerekir. Aynen “Safa ile Merve arasındaki sayda günah olmadığını” (Bakara, 158) bildiren ayeti doğru anlamak için nüzul sebebine ihtiyaç olduğu gibi. Bu ayete, nüzul sebebini dikkate almadan baktığımız zaman, hacdan isteyen say yapabilir, isteyen yapmaz sonucu çıkar. Ancak Müslümanlar Safa ile Merve arasındaki sayın vacip olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Bunu da ayetin nüzul sebebine dayandırmışlar. Buna göre, bazı cahiliye adetlerinden dolayı Medineliler, cahiliyede say yapmazlardı. İslamda bunun kendileri için caiz olup olmadığını, Rasulullah’a sormaları üzerine bu ayetler inmiştir. Sorunun tam cevabı olacak şekilde, “say yapmanızda sizin için günah yoktur” denmiştir.
Yukarıda verdiğimiz rivayetler ile başka bazı haberlere göre, Farsların mekke müşriklerine Müslümanlarla mücadele etmeleri için “Allah’ın altın kılıçla kestiğini yemiyorsunuz da, kendi kestiğinizi yiyorsunuz” demeleri için verdikleri fikirler, bazı müslümanlarda çok ciddi kafa karışıklıklarına sebep olmuştu. Dolasıyla bu Ayetler de, “Kesilmeden ölenlerin üzerine Allah’ın adı zikredilmediği için onları yemeyin. Üzerine Allah’ın adı zikredilerek kesilmiş olanları yiyiniz. Allah’ın rızasına uygun olan bunları yemenizdir. Size ne oluyor ki, üzerine Allah’ın adı zikredilenleri yemede kuşkuya düşüyorsunuz! Siz kafirlere uyarsanız müşrik olursunuz.” mesajını vererek kafa karışıklığını gidermiş, kafirlerin fitnesini bertaraf etmiştir. Böylece anlaşılmış oluyor ki, ayetleri anlamaya çalışırken, ayetlerin nüzul sebebini gözardı etmek hataya götürür. Maalesef müşriklerin kestiği hayvanların etlerini yemeyi caiz görenler, bu ayetlerin nüzul sebebini gözardı etmektedirler. Oysa bu ayetler yaşanan bir olayın çözümü için inmiştir. Kur’an’ı indiği canlı atmosferinden koparmak maalesef yanlışın kapısını açmıştır.
Ayetlerin söz akışına bakıldığında, “Eğer Allah’a inanıyorsanız, üzerine Allah’ın adı anılanlardan yiyin” emrinden sonra, “Size ne oluyor, üzerine Allah’ın adı anılanlardan yemiyorsunuz” kınama/azarlama ifadesi ile devam ettiği görülüyor. Ayetlerin, şiddetli bir kınamayı gerektirecek bir durum/olay hakkında olduğu açıktır. Bu da rivayetlerde geçen kafirlerin oluşturduğu şüphedir. Bu ayetlerin siyakı da açık bir şekilde gösteriyor ki, kafirlerin oluşturduğu şüpheyi bertaraf etmek için bu ayetler nazil olmuştur. Konu ile ilgili ayetlerin sonuncusunda da, onlara itaat ederseniz müşrik olursunuz, denilerek, bu şüphenin kafirlerin şeytani planları olduğu ve esas amacın Müslümanları şirke çevirmek olduğu bildiriliyor. Kur’an’ın birçok ayeti yaşanan hadiseler üzerine inmiştir. Bu ayetlerde de durum aynıdır. Ayetlerin siyakı ile rivayetler tam bir uyum içinde. Müfessirler de bu konuda ittifak etmişlerdir. Buna rağmen, bu ayetler, hangi dinden olursa olsun, üzerine Allah’ın adını zikrettikten sonra, kestikleri hayvanların etlerini yememeyi kınamıştır, demek, ayetleri kendi mecrasıdan koparmaktır.
Biz ayetlerin zahiriden besmeleyle kesildikten sonra herkesin kestiğinin yenilebileceği sonucunu çıkarıyoruz, diyenler, gerçekten ayetlerin zahirinden hareket etmiş olsalardı, üzerine Allah’ın adı anılmayan hiçbir şeyi yemezlerdi. Çünkü ayetlerinde et lafzı geçmiyor. Ayetlerde geçen “ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ ” lafzı, “üzerine Allah’ın ismi anılan her ne ise/her bir şey” demektir. Demek ki ayetlerin mutlak zahirinden hareket etmek, üzerine Allah’ın adı anılmayan hiçbir gıdanın yenemeyeceği sonucunu doğurur. Ben yerken besmele çekerek yerim demek de doğru değil. Öyle olsaydı, ifade, yediğiniz zaman besmele çekin şeklinde gelirdi. Ayetlerin zahiri böyle değil. O halde gıda haline getirilirken üzerine Allah’ın adı anılmayan hiç bir şeyin yenmemesi gerekir. Bu da Rasulullah’ın uygulamasına terstir.
Yenebilecek hayvanların etlerinin yenmesi, kesim esnasında besmelenin çekilmesine bağlanmıştır, iddiası da Kur’an ve Sünnet ile çelişiyor. Maide Suresi beşinci ayette “ehli kitabın yemeği size helaldir” buyruluyor. Bu da ehli kitabın kesimi için besmelenin şart olmadığını ortaya koyuyor. Yine Aişe annenizden gelen rivayet de Müslüman için besmele şartının olmadığını gösterir. Bu nasslar, kesilen hayvan etlerinin hellalliği için besmelenin illet olmadığının apaçık delilidir.
Adurrezzak, Said b. Mansur, Abd b. Humeyd, İbnu’l-Münzir ve Beyhaki Sünen’de bildirir: İbn Abbas der ki: Hayvanı keserken besmele çekmeyi unutan, besmele çekip kestiğini yesin. Hayvanı İslami kurallara uygun kestiği taktirde onu şeytana bırakmasın. Çünkü Allah’ın adı her müslümanın kalbindedir. (Adurrezzak, 8538; Beyhaki 9/239; İbn Hacer, El-Fetih, 9/624)
Aişe (r.a) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s)’e bir grup müslüman geldi ve dediler ki: “Yeni müslüman olmuş bir kavim bize et getiriyor. Keserken Allah’ın ismini zikredip zikretmediklerini bilmiyoruz. Ne yapalım?” Bunun üzerine Rasulullah: “Siz Allah’ın adını zikrederek yiyin” buyurdu. (Buhari, Ebu Davud, Nesei, İbn Mace, Malik)
Rasulullah zamanında bir topluluk müslüman oldu ve Medine’ye gelip yanlarındaki eti satmak istediler. Sahabenin midesi satılan bu eti kaldırmadı ve: Bunlar hayvanları keserken besmele çekmemiş olabilirler, deyip Rasulullah’a sordular. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü: “Sizler besmele çekip yiyiniz.” buyurdu. (Adurrezzak, 8542; Beyhaki, 9/239)
İbni Mesud rivayet ediyor Rasulullah şöyle buyurdu: Siz Farslar ve Nabatlar arasında konaklayacaksınız. Et aldığınız zaman, bir Yahudi veya Nasrani’nin kestiğiyse, yiyin. Eğer onu bir Mecusi kesmişse, yemeyin. (İbn Ebi Şeybe)
“Mecusilere, ehli kitaba davrandığınız gibi davranın. Fakat kadınlarıyla evlenmeyin, kestiklerini yemeyin!” (Ebu Davud)
Kur’an ile sünnetin arasını ayırmak da yanlışa götürür. Çünkü sünnet, Kur’an’ın tefsiridir. Ayetlerin nasıl uygulanacağını açıklamıştır. Aişe Radıyallahu Anha’dan gelen rivayete dikkat edecek olursak Resullah sallallahu aleyhi ve Sellem, besmele çekilip çekilmediği şüphesi durumunda, Müslümanların kestikleri hayvan etlerinin besmele çekilerek yenmesine izin vermiştir. Yine mecusilere, ehli kitaba yapılan muamelenin yapılmasını, ancak onların kadınlarıyla evlenilmemesi ile kestikleri etlerin yenmemesini emretmiştir.
Sahabeler, Fars ve Rum diyarlarında hayvanı kesenin müşrik mi yoksa ehli kitap mı olduğunu araştırıyorlardı. Sahabenin müşriklerin besmele ile kestiği hayvanların etlerini yediklerine dair bir rivayet yoktur. Müşriklerin etlerinin yenmeyeceğini beyan eden sayısız sahabe ve tabiin kavli ve uygulaması vardır. Biz bu rivayetlerden sadece birkaç tanesini buraya aldık. Kur’an’ın ilk uygulayıcıları olan sahabelerin uygulamalarını göz ardı etmek, insanı haktan uzaklaştırır. Onlar İslam’ı ilk elden öğrenip yaşayan ve bize taşıyanlardır. İhtilaf etmedikleri konulardaki uygulamaları, bizim için hüccettir.
Abdullah İbn Abbas’ın Şöyle Dediği Rivayet Edilmektedir: Müslümanın içinde (kalbinde) Allah’ın adı vardır besmele çekmese bile kestiği yenir. “Fakat Ateşperest olan biri hayvanı keserken Allah’ın adını ansa bile onun kestiği yenmez.” (El-Müstedrek)
Ali ibn Ebi Talib : Beni Tağlib Hıristiyanlarının ne kestiklerinin yenmesini, ne de kadınlarıyla evlenilmesini helal sayıyordu. Çünkü onlar Müslüman olduktan sonra Hıristiyan oldular (mürted oldular). (El-Um, Şafii)
Said Bin Cubeyr Şöyle Dedi: Üzerinde Allah’ın ismini zikretsin veya etmesin, Mecusi’nin avladığından yeme!” (İbn Ebi Şeybe, Musannef)
Tavus der ki: Müslüman devamlı Allah’ı zikreden kişidir. Hayvanı keserken besmele çekmeyi unutursa, besmele çekip kestiğinden yesin. Mecusi hayvanı keserken besmele çekse bile, kestiği yenmez. (Adurrezzak, 8539)
Bu konuda yapılan en büyük hata konuyla ilgili ayetleri birbirinden bağımsız olarak ele almak olmuştur. Kur’an kimlerin kestiği etlerin yenebileceğini sarih bir şekilde açıklamıştır.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ
Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. (Maide, 3)
Ayetin muhatapları Müslümanlardır. Haram kılınmış olanlar sıralandıktan sonra müslümanlara hitaben, “ مَا ذَكَّيْتُمْ” “sizin kestikleriniz” müstesna (yani helal) deniyor.
اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۜ وَطَعَامُ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْۖ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْۘ
Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. (Maide, 5)
Bu konuda varid olan rivayetlere göre, bu ayette söz konusu edilen “yemek”ten kasıt etlerdir. Eğer hayvanı kesenin dini, kesimde şart olmasaydı, “ehli kitabın yemeklerinin bize helal olması”nın ne anlamı olurdu?
Bu iki ayetten net olarak anlaşılıyor ki, kestiği hayvanın eti yenebilecek olanlar, Müslümanlar ile ehli kitaptır. En’am Suresindeki ayetler mekkidir. Bu ayetlerden besmele ile kesen herkesin kestiği yenir, sonucu çıkarılsa bile, Maide Suresi ayetleri (3 ve 5. ayetler) Rasulullah’ın vefatına yakın bir tarihte inmiştir. Bu ayetleri anlamak için tefsir usulü kaidelerinden hareket eden yada fıkıh usulü prensipleri doğrultusunda konunun fıkhi hükmünü tespit etmek isteyenler, ayetlerin iniş zamanlarını dikkate almak zorundadır. Konu ile alakalı ilk inen ayetlerin (Enam 118-122) herkesin besmeleyle kestiğini yemeyi meşru kıldığı, neticesine varanlar; daha sonra nazil olan ayetler (Maide 3-5) tarafından tahsis edildiği veya neshedildiği sonucuna varacaktır. Bu da sadece Müslümanlar ile ehli kitabın kestiği hayvanların etlerinin yenebileceği neticesine götürür.
İbn Merduye’nin bildirdiğine göre İbn Abbas der ki: Allah Teala, “Üzerinde Allah’ın adı anılmayanı yemeyin…” (Enam, 121) Ayetini indirmiş, sonra neshedip: “… Kitap verilmiş olanların yemeği size helaldir” ayetiyle, kitap ehlinin kestiklerini, yenmeyeceklerin dışında tuttu. (Ebu Davud, 2817; Beyhaki, 9/282)
Bir diğer rivayetinde İbn Abbas şöyle der: “Üzerine Allah’ın ismi zikredilenden yiyin” (En’am, 118). “Üzerine Allah’ın ismi zikredilmeyenden yemeyin” (En’am 121) emri neshedilip, ehli kitabın kestiği, yasaktan istisna edilerek şöyle dendi: “…Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir…” (Maide, 5) (Ebu Davud, Edahi, 13/2817)
Kur’an ayetleri, Müslümanların ve ehli kitabın kestiği hayvan etlerinin helal olduğunu sarih bir şekilde ortaya koyarak, müşriklerin kestiğini bunların dışında bırakmıştır. Hem ayetlerin nüzul sebebi, hem siyakı, hem de konudaki tedricilik bizi aynı sonuca, yani müşriklerin kestiği etlerin haramlığı neticesine götürür. Sünnet de Müslüman ve ehli kitabın dışındaki kafirlerin kestiğini haram kılarak Kur’an’ı tefsir etmiştir. Sahabe uygulaması da müşriklerin kestiğinin ihtilafsız haram görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu nasslara dayanarak dört mezhep başta olmak üzere fakihler, müşriklerin kestiği hayvanların etlerinin yenmeyeceği konusunda ittifak etmiştir. Böylece müşriklerin kestiği hayvanların etlerinin yenebileceği görüşünün tutarsızlığı için söylenecek başka söze gerek kalmamıştır.
Ali Çelik