Bu imamlar kimin?

13 Aralık 2017 Akaid ve Fıkıh, Slayt0
Bu imamlar kimin - Devlet memuru - Din görevlisi - Belam
Bu imamlar kimin

İmam, isanların kendisine uyduğu lider, önder demektir. Cemaate namaz kıldırana da imam denir. Çok geniş anlamları olan bu Kur’an’î kavrama sadece bu yönüyle değineceğiz. Cemaatin namazının sıhhati imamın namazının sıhhatine bağlıdır. İmam namazda cemaate komut veren anlamında değildir. İmametin birtakım şartları vardır. Olmazsa olmaz şartı imandır.  Mümin, bütün varlığıyla Allaha teslim olandır. İlimce üstün olan takvalı müslümanlar imamlık yapar. İlk imam Rasulullah’tır. Halifeler de bu görevi ifa etmişlerdir. 

 

(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine imam kıl! derler. (Furkan, 74) 

Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi. (Enbiya, 73) 

 

Laik düzenin imamlık şartı tabii ki İslamınkinden farklıdır. Sistem, kendi resmi laik eğitim kurumlarından okumuş ve kendisine sadık memurları imam olarak atamaktadır. Bu memurlar, devletin resmi dinini temsil eden görevlilerdir. Bütün varlıklarıyla tağutlara bağlı olan laik demokratik düzenin memurları, bu resmi dinin temsilcileridir. 

 

Din görevlilerinin (müftü, imam, müezzin vs.) bağlı olduğu diyanetin ‘ilke ve hedefleri’nin ilki şudur: 

Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek (Anayasa md. 136), İslam Dini’nin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek. (633 S.K. md.1). (https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay//3/diyanet-isleri-baskanligi-temel-ilke-ve-hedefleri) 

 

Diyanet kurumunun ana ilkesi ve hedefi, laik ve anayasayla sınırlandırılmış resmi dinle halkı aydınlatmak(!) ve dini mekanları ele geçirip yönetmek… Başka söze gerek bırakmayacak kadar açık anlatılmış. Diyanetin bünyesinde çalışan resmi din adamlarının vasıflarını da yasalardan okuyalım: 

 

MADDE 1 

(1) Başkanlığımızın her kademesinde görev yapan bütün personelimiz; hem vatandaş hem de devlet memuru olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve kanunlarına sadakatle bağlı kalmak ve göreviyle ilgili hükümlerini uygulamakla mükelleftir. Hiçbir görevlimiz; Anayasa ve kanunlara aykırı olan, ülkemizin bağımsızlığına, birliğine ve bütünlüğüne zarar verebilecek herhangi bir söz ve eylemde bulunamaz, bu yönde faaliyet gösteren hareket, grup ve teşekküllere katılamaz, dolaylı da olsa onlara ve eylemlerine destek olamaz ve yardım edemez.  

(2) Bu itibarla, Kurumumuza ilk defa devlet memuru olarak atananlar; adaylık/stajyerlik sürelerini tamamlayıp, asil devlet memurluğuna atandıktan sonra, en geç bir ay içinde, birimlerince düzenlenecek merasimlerle yemin edecekler ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 2670 sayılı Kanunla değişik 6’ncı maddesinde yer alan “Yemin Belgesi”ni imzalayacaklardır. (B.02.1.DİB.0.65.02-010.06.02-920 sayılı genelge) 

 Bu din adamlarının vasıflarını öğrendik. Bir de yemin metnini okuyalım.

 

Din adamlarının yemini


«Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılap ve İlkelerine, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak  uygulayacağıma; Türk Milletinin millî, ahlakî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan millî, demokratik, laik, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.»  

 

Bu yemin metnini ikrar ve imza eden memurlar asli din görevlisi olurlar. Görevini yürütülürken Allah’a değil, bu metne bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin edip laik ve kemalist din adamı olmaya hak kazanır. İhlaslı olabilmesi için aşağıdaki sınırları da çiğnemesi gerekir: 

 

MADDE 2 

(1) Hiçbir personelimiz; siyasî parti, grup ve oluşumlara üye olmayacak, politik faaliyetler içinde yer almayacak, hepsine karşı tarafsız ve eşit mesafeli olacak, herhangi bir siyasî parti, kişi, kuruluş ve zümrenin yararını ve zararını hedef alan söz, fiil ve davranışlar sergilemeyecek, görevini yerine getirirken dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç ve mezhep ayırımı yapmayacak, siyasî ve ideolojik amaçlı beyan ve eylemlerde bulunmayacak ve bu kabil eylemlere asla katılmayacaktır. (B.02.1.DİB.0.65.02-010.06.02-920 sayılı genelge) 

 

Diyanet kurumunda çok titiz bir otosansür var. Çünkü devlet, memuruna güvenmiyor. Din görevlisi, diyanetin hazırladığı hutbeyi kağıttan okumak zorundadır. Diyanetin görev ve çalışma yönergesinden okuyalım: 

 

Hutbenin Hazırlanışı ve Okunuşu


MADDE 119  

Cuma ve bayram hutbelerinin hazırlanmasında ve okunmasında şu hususlara uyulur:  

a) Cuma ve bayram günlerinde imam-hatipler Başkanlıkça gönderilen hutbeleri okurlar.Başkanlıkça bir hutbe gönderilmediği takdirde, müftülükçe hazırlatılan veya imam-hatiplerce hazırlanıp müftülükçe kontrol edilen hutbe okunur. 

b) Hutbe önceden birkaç defa okunmak suretiyle konuya hakimiyet sağlanır, 

c) Minbere sarık ve cübbe giyilerek çıkılır, hutbe usulüne uygun olarak makamsız ve teğannisiz okunur,  

d) Hutbede el-kol hareketlerinden kaçınılır ve ses tonu cemaatin durumuna göre ayarlanır, 

e) Hutbeler dini heyecan verici, uyarıcı, yapıcı ve öğretici olur, 

f) Hutbelerde şahsiyet ve siyaset yapmaktan, kırıcı, milli ve dini birliği zedeleyici sözlerden sakınılır, 

g) Müftülüklerce hazırlatılan hutbelerin mevsim ve çevre şartları da dikkate alınarak kısa ve özlü olmasına dikkat edilir, 

h) Hutbeler irticalen değil, yazılı bir metinden okunur.(DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI GÖREV VE ÇALIŞMA YÖNERGESİ) 

 

Devlet, din görevlilerini memurlukları boyunca denetlemeye devam eder. İfadesini yemin metninde bulan amentüyü bozan olursa onları meslekten ihraç eder. Buna bağlı kalanları da ödüllendirir. 

 

Sicil âmirlerinin sorumluluğu


MADDE 110 

(1) Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği’nin 19’uncu maddesinde; “Sicil amirleri; sicil raporlarını itinalı, doğru ve tarafsız bir şekilde düzenlerken, devlete sadakat ve bağlılığı, memuriyet sıfatının gerektirdiği şeref ve itibar ile hizmetlerin süratli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesi, verimliliği ile çalışkan, güvenilir ve yetenekli memurların yükselmelerini, diğerlerinin ise kamu hizmetlerinden uzaklaştırılmaları gerektiğini esas alır. (DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI GÖREV VE ÇALIŞMA YÖNERGESİ) 

 

Onlara, kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler. (Araf, 175-176) 

 

Günümüz camileri, devlet dairesi; imamlar ise devlet memurudur. Orada anlatılan din ise devletin dinidir. İslam’dan bozma olan bu din, laik bir karakter taşır. Devlet orada imamların eliyle dine ve Allah’a (haşa) sınır tayin eder. İmam, devletin istediğini anlatılır. Devletin yasalarına uymayananı ya tahrif eder yada gizler, anlatmaz. Bu yolla her hafta cuma günleri camiye gelen milyonlarca insan, İslam zannederek, devletin resmi din propagandasına maruz kalır. Rejimin bekası, aslında din adamlarının varlığına  ve onların çalışmalarına bağlıdır.  

 

Onları, (insanları) ateşe çağıran imamlar kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir. (Kasas, 41) 

 

Laik düzen yaklaşık olarak 90 bin olan bu din görevlilerine niçin maaş verir? Çünkü resmi ideolojinin devamı, onların çalışmalarına bağlıdır. Halkı kontrol etmek ve yönlendirmek için ciddi bir kadroya ihtiyacı var. İslam’da din adamı sınıfı olmamasına rağmen resmi ideolojinin din sınıfı vardır. O din sınıfı, İslam’ı kullanarak laik demokratik sistemin resmi dinini insanlara Allah’ın diniymiş gibi gösterir. İslam ıstılahında bunlara “bel’am” denir. 

 

İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyet yolunu -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder. (Bakara, 159) 

 

Camiler açık tutularak, ezanlar okutularak ve camilere imamlar tayin edilerek halka devletin dine sahip çıktığı imajı verilmektedir. Bu semboller kullanılarak resmi din anlayışı halka empoze edililir. Halk ise hiç kuşku duymadan onların samimiyetine güvenmektedir. İslam literatüründe buna “sağdan yanaşma” denir. Dinden görünüp insanları aldatmak metodur bu. Allah’ın adını kullanarak şeytana yol bulma metodu… Doktor kılığındaki katilden kim kuşku duyar!  

 

(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Saffat, 27)  

(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler. (Saffat, 28)  

(Ötekiler de:) Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz. (Saffat, 29-30) 

 

Aldatılan halk, hem laik sisteminin istediği şekilde yönlendirilmekte, hem de uyutularak İslamdan uzaklaştırılmaktır. Kurt, kuzu postuna bürünerek sürüyü aldatmaktadır… Şeytanın en hain metotlarından birisidir, Allah’ın adını kullanarak insanları aldatmak. Şeytani düzenler de bunu, aynen şeytandan öğrendikleri gibi uygulamaktadır. İnsanlar öyle uyutulmuş ki, kendilerini arkalarından hançerleyen ve dinde kendilerine ihanet eden resmi din adamlarını birer kurtarıcı olarak görmektedir! 

 

Ey insanlar! Allah´ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı da Allah hakkında sizi kandırmasın! (Fatır, 5) 

 

İmam hatip liseleri ile ilahiyat fakülteleri niçin var? Çağdaş ve aydın din adamı yetiştirmek için! Peki çağdaş din adamlarına ihtiyaç vardır mı? Evet, kemalist düzen devam etesin diye ihtiyaç var. Aslında, laik sistemlerde din adamlarına ihtiyaç duyulmaz. Ama bu laik cahiliye onlara mecbur… 

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet, açıkça dine karşı olduğunu ortaya koymuştu. Hatta dine, imamlara, camilere, İslami sembollere savaş açmıştı. Bunu gören halk buna razı olmadı, devlete sırtını döndü. Halk arasında gizli gizli dini öğrenme çalışmaları başladı. Bu da resmi ideoloji için ciddi bir tehditti. Halkı kontrol altında tutma ve istediği kıvama sokmaya ihtiyacı vardı ve bunun yolunu bulmalıydı. İşte bu ihtiyaçtan dolayı şeytani plan devreye sokuldu. Çağdaş  din adamı yetiştirme fikri… Bunun için ilahiyat fakülteleri (enstitü), imam hatip liseleri açıldı ve sonra da sayıları çoğaltıldı. Bu, düzen için tam bir can suyu oldu. Kemalizm ordu ve siyaset sayesinde değil, çağdaş din adamları sayesinde ayakta durmakta ve varlığını devam ettirmektedir.  

 

Allah´ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır. (Bakara, 174) 

Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, mağfirete bedel olarak da azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar! (Bakara, 175) 

 

Allahın hükümlerini terk eden, tağutlara boyun eğen toplumların dini kafirlerin oyuncağı olur ve ilmik ilmik çözülür. 

 

“İslâm’ın tutunulması gereken kulpları (yapılması gereken emirleri) tek tek çözülecek; her bir kulp koptukça insanlar önlerindekilere benzeyecekler. O kulpların ilki hüküm (hâkimiyetin Allah’ın olması, Kur’an’la hükmedilmesi), sonuncusu da namazdır.” (Müsned, İbni Hibban) 

 

Bu imamlar kimin? Soruyu biz soralım, cevabı siz verin… 

 

Ali Çelik