Istılah

26 Mart 2020 Kavramlar, Slayt0

Din, ilim, bilim veya sanat dallarına has bir anlam yüklenen kelime ve terkiplere ıstılah denir.  Bir kelimenin ıstılah kabul edilebilmesi için onun anlamı üzerinde ilgili bulunduğu din, ilim, bilim ve sanat mensuplarının ittifak etmesi gerekir.

Istılah, salâh kökünden türeyen ve sözlükte “anlaşmak, uzlaşmak, ittifak etmek” anlamına gelir. Çoğulu ıstılâhâttır. Mustalah kelimesi ile eşanlamlıdır. Mustalah veya ıstılah, Latince kökenli terim kelimesi ile aynı manaya gelir. Türkçe birçok kitapta kavram kelimesi de ıstılah yerine kullanılıyor.

Istılahlar din, felsefe, bilim dallarının, sanat ve meslek kollarının mensupları arasında anlaşmayı sağlayan kavramlardır. Istılahların mânası kelimelerin alışılagelen mânalarından farklıdır; geometride “üçgen”, fizikte “özgül ağırlık”, hekimlikte “toplardamar”, dil bilgisinde “çekim” örneklerinde olduğu gibi genelde tek anlamlı öğelerdir.

Bunlar dildeki diğer kelimeler gibi bağlama göre anlam ya da görev değişikliğine uğramaz, bildirdikleri anlamlar açık ve kesindir. Mecaz ve deyim anlamları yoktur. Istılahlar konuşma dilinde yer almayabilir, ancak normal dilde kullanılıp sonradan ıstılah özelliği kazanmış kelimeler vardır.

İstılahlar kullanıldıkları alanın iletişim dilidir. Aynen insanların dil vasıtasıyla birbirleriyle iletişim kurması gibi. Farklı diller konuşanlar anlaşamaz. İnsanların anlaşabilmesi için kullandıkları  kelimelerde ve bu kelimelerin ifade ettikleri manada uzlaşması lazım. Bu, aynı din, fikir, biliim ve sanat dalları mensupları için de geçerli ve zorunludur.

Dil mananın kabı ve kalıbıdır. Kişinin dile olan hakimiyet sınırları, kendisinin kavrama ve anlama sınırlarıdır. Din, düşünce, bilim ve sanatın dili de ıstılahlarıdır. Bunlar ıstılahlarla ifâde edilirler. Bunların ıstılahını bilmeyen, bunlardan hiç birşey kavrayamaz. Kabı olmayanın nehirden su alamaması gibi…

Her din, felsefe, bilimin kendine has bir dili vardır. Bunların mensupları ancak bu dil sayesinde anlaşır ve başkalarına anlatırlar. Bu dilde kullanılan kelimelerin bir kısmı herkesin anlayabileceği sözcüklerdir. Ama bazı kelimeler vardır ki, bunlar  kullanıldığı alana has ve özgün manalar taşır. İşte bu kavramlar esas anlatılmak istenen için kilit bir role sahiptir ki, bunlar ıstılahlardır. Mesela Türkçe yazılmış bir ekonomi kitabını bu alanın ıstılahlarını bilmeyen anlayamaz. Anladığını zannettiğini de eksik yada yanlış anlayacaktır. Mesela, ‘açığa satış’ ifadesi, günlük dilde kullanılan iki Türkçe kelimeden oluşuyor. Ekonomi ıstılahlarını bilmeyen biri bu bu ifadeyle ne kast edildiğini anlayamaz. Ekonomide ‘açığa satış’, bir hesapta bulunmayan menkul kıymet senetlerinin satılması işlemine denir.

Kelimenin sözlük anlamından farklı şekilde ama kullanıldığı alana has bir mana ifade eden ıstılahî anlamlarının bilinmesi şarttır. Din, sanat ve ilimlerin anlaşılması için gerekli olan ıstılahlar bilinmediği zaman bu alanlara vakıf olmak imkansızdır. Dili bilinmeyen birini anlamak ne kadar mümkün ise, ıstılahı bilinmeyen din ve ilmi kavramak o kadar mümkündür. Istılahlar anahtar kelimelerden ibarettir. Anahtarsız kilit açılamaz. Her din, düşünce, sanat ve ilmin birikimi ıstılahlarında saklıdır.

İslamın ve islami bütün ilimlerin de manaları ıstılahlarında mevcuttur. Bu ıstılahları bilmeyen Kur’an ve sünnetten nasibini alamaz. Sünnet ıstılahlar ilmi diye bilir. Kur`an ve sünneti doğru anlayıp hayatımızın merkezine koyabilmemizin en önemli adımı ıstılahları bilmekten geçiyor. 

Istılahlar  yazı yazmada ve okumada kullanılan alfabe gibidir. Alfabeyi bilinmeden okuyup yazmak nasıl mümkün değilse, ıstılahları bilmeden de İslamı doğru anlamak mümkün değildir.

İslamı anlamak isteyen, İslamın  kendine has dili mesabesinde olan ıstılahları bilmek zorundadır. 

Sahabe İslamı en iyi bilen nesildi. Onlar, Arap oldukları için hem Kur ‘an ve Sünnetin dilini çok iyi biliyorlardı, hem de İslâm dininin ıstılahlarına vakıftılar. Ayrıca vahyin inişine ve uygulanışına tanık olmuşlardı. Onların öğretmeni, Cebrail’in (a.s.) kendisine vahyi getirdiği Rasul’du (s.a.s.). İbni Abbasın Kur’an ıstılahları konusunda sahabeler arasında mümtaz bir yeri vardır.

Sahabenin talim ve terbiyesinden geçen tabiin dönemi, İslami ilimlerin inkişafını sağladılar. Onların yetiştirdiği sonraki nesil de  islami ilimleri sistemleştirdi. Daha sonraki nesillerde maalesef ilim zayıflamaya başladı. Ancak alimler, ilimlerin dili olan ıstılahları korumak ve sonraki nesillere aktarmak için eserler telif ettiler. Bunların ilklerinden biri de Mukatil bin Suleyman’ın Tefsir-i Kebiridir. Kur’an kelimelerinin vücuh ve nezairi üzerine eserler telif edildi. Daha sonraki dönemlerde de bir çok şaheserler yazıldı.

İslâm, toplumun hayatından uzaklaştıkça bu eserler de ilgiyi kaybetti ve kütüphanelerin tozlu raflarında yüzyıĺlaca kaldılar. 

Zaman süreci içinde ıstılahların içi boşaldı ve boşaltıldı. İslamı öğrenmek isteyenler çoğunlukla ıstılahlardan istifade etmedikleri için dini de doğru anlayamadılar. 

Müsteşrikler bunu fırsat bildiler. Dini tahrif için büyük çalışmalar yaptılar. İslami ilimler üzerine yüzlerce eser yazdılar. Bu eserlerle adeta müslümanların aklı ve dini ile oynadılar. Bu çalışmalar meyvesini de verdi. İşte lâik modernistler ile muhafazakar demokratlar! 

Müsteşriklerin eserleri, bugün hadis inkarcılarıyla modernist ilahiyatçıların başucu kaynaklarıdır. Kur’an’ı, Resulullah ve sahabesinin gözüyle değil, müsteşriklerin gözlüğü ile okuyup sünnete ve sahabeye düşman oluyorlar. Düştükleri dalalet çukurunu, Islamda yeni keşf sanıyorlar! 

Zamanımızda İslam ilimlerinin ıstılahları alanında geçmişte yazılmış eserlerle yeni telif kitapların yayınlanıyor olması, umut verici bir uyanışın göstergesidir.  Çağımızda yazılmış ererler içerisinde eğer baş yapıt bir eser varsa, o da Mevdudi’nin Kur ‘an’a Göre Dört Terim adlı kitabıdır. Türkçeye de çevrilmiş olan eski alimlerden Ragıb el-Isfahani’nin el-Müfredat gibi eserleri tekrar yayınlanıyor.

İslamın anlaşılmasının ıstılahları öğrenmeden geçtiğini bilen bir kesim, bu tür eserlere adeta savaş açmıştır. Bunlar tağutların beslemeleri yada din simsarlarıdır. Kendi konumlarını kaybedeceklerinden korkuyorlar herhalde. İslâm anlaşılmasın diye plan üstüne plan yapıyor, tuzak üstüne tuzak kuruyorlar. En tehlikelisi ise Kur’an ve Sünneti kullanarak batılı amaçlamalarıdır.

O yaman aldatıcı, mağrur, sizi Allah ile sakın aldatmasın. (Fatır, 5)

Dalalet ehlinin, Islami ıstılahları saptırma adına dün olduğu gibi bugün de çalışma içerisinde olduklarını unutmayalım. Bunların bir kısmı kravatlı, diğer kısmı sarık ve cübbelidir. Çalışma sahaları aynı, hedefler farklıdır. Neticede birleştikleri nokta islamı tahriftir. 

Cumhuriyet döneminde tağuti düzen, islamı tarih sahnesinden silmeyi kendisine amaç edinmesine rağmen Kur’an Mealini diyanet eliyle yayınlamasının nedeni ne olabilir? Tabii ki, bunların mescid-i dırar mimarlarından farklı yoktur. Bu lâik nesil, Kur’an’ın çevirilmesi ile mânâ kaybına uğrayacağını ve ıstılahlarının da tahrif olup anlamlarını kaybedeceğini düşündüler. Bu sayede halk, Kur’an mealinde bir mana derinliği olmadığını görecek; böylece vahiy olmadığına kanaat getirecek ve sonuçta İslamdan uzaklaşacaktı. Meal okuyan onu boş, manasız ve çelişkili zannedecekti. Milli din ve Türkçe Kur’an fikrinin temelini de bu oluşturuyor. Bu şeytani plan, Kur’an Meali okusa bile İslamı anlamayan ve hatta İslama düşman bir nesil yetiştirdi. Sünnet inkarcılığının da en önemli sebeplerinden biri de budur. Kur’an ıstılahlarını bilmeyen mealciler müsteşriklerin de etkisinde kalarak sünnetin Kur’an ile çeliştiği noktasına vardılar. Böylece sünnetin (haşa) güvenilmez olduğunu iddia ettiler! Kur’an ıstılahlarından uzak oluşları onları bir türlü uzlaşamaz mini gruplara böldü. 

Tağutlar ve yandaşları tuzak kurdular ve kurmaya devam ediyorlar ama Allah’ın da tuzağından kaçamayacanlarının farkında da değildirler. 

Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. (Enfal, 30)

Öyle bir noktaya gelindi ki; ilah, ibadet, din, rabb, zikir, dalalet, tağut, evliya, şirk, zulüm, dua, küfür… ve bunlar gibi İslamın en temel kavramları olan ıstılahları gerçek manalarını kaybetti. Ne yazık ki, günümüz Arapları bile Kur’an’ı anlayamaz oldular. Meal okuyucusunu da siz varın düşünün… 

İhlas Suresi sahabeyi şirk düzenini devirip Tevhidi ikameye götürecek bir noktaya getiriyordu. Çünkü onlar Kur’an’ı anlıyor ve ıstılahlarını biliyordu. İhlas Suresi, bugünün müslümanları üzerinde bu tesiri neden göstermiyor? Sure aynı, muhatapları bizler. Eksik nerede?…

Istılahın daha iyi anlaşılması için birkaç örnek de verelim:

  1. Örnek: Câhiliyye, lügatte bilgisizlik mânâsına gelir, ilmin zıddıdır. Aklı kullanmamayı ve ahmaklığı da içine alır. Istılah olarak: “Allah’ın indirdiği hükümleri kabul etmeyip, bunların yerine insanlar tarafından konulan hükümlere, düşüncelere ve sistemlere inanmak ve bunlara uygun olan yaşam tarzıdır.
  2. Örnek: Hicret, sözlükte  insanların bulundukları yerden göç yoluyla ayrılmaları anlamına gelir. Bu ayrılma beden ile olabileceği gibi, dil veya kalp ile de olabilir. Istılahta hicret; imanın, Allah’a ve Rasûlüne bağlılığın, Allah yolunda fedâkârlık yapmanın, dünyalıklardan vazgeçmenin, yalnızca Allah rızasını seçmenin bir göstergesi; küfre ve onların azgın temsilcilerinin hükmüne boyun eğmemenin, iman uğruna her zorluğu göze alarak bir halden veya yerden ayrılıp göç etmedir..
  3. Örnek: Sabır sözlükte, darlıkta kendini tutma, kontrol etme demektir. Istılahi anlamı: İslâm’ın emir ve yasaklarını tatbik ederken ve imtihan özelliği olan musibetler karşısında yılgınlık göstermeyip direnmek, cesaret ve dayanıklılık göstermek demektir. Sabır, hak yolda yaşamanın bedeli olan zorluklara göğüs germek, hedefe ulaşmak konusunda direnç, ahlâkî disiplin ve nefsi kontrol altında tutmaktır.
  4. Örnek: Zikir, sözlükte; anma, hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme, bir şeyi dile getirme, hatırlatma demektir. Istılah olarak ‘zikir’; Allah’ı anmak üzere yapılması veya söylenmesi tavsiye edilen, hamd, duâ, ibâdet ve övgü gibi fiiller ve sözlerdir.
  5. Örnek: : Millet sözlükte, tutulan ve gidilen yol demektir. Bu yol eğri de olabilir, doğru da. Çoğulu, milel’dir. Kur’an’da ve İslâm ıstılahında millet; din, şeriat ve ümmet anlamında kullanılmıştır.
  6. Örnek: Salât kelimesi, Arapça’da duâ mânâsına kullanılır. Istılahi anlamda salât, İslâm dininin temel rükünlerinden biri olan, Allah tarafından emredilip Rasûlullah tarafından ayrıntılı olarak ve fiilen gösterilen namaz ibâdetinin adı olarak kullanılır. 

Yıllarca islami ilimlerle ilgili yüzlerce kitap okumuş, birçok eğitim sürecinden geçmiş ve İslamın neredeyse tek savunucuları olduğunu düşünenlerin okuduklarından yüzde on oranında bile istifade edemediklerini görüyoruz. Birçoğu da halinin farkında bile değil. Sahabenin hali ile kendi durumumuzu kıyaslayarak vaziyeti anlayabiliriz. Sahabeyi canını vermeye sevk eden Kur’an, bizi dünyacı olmaktan neden kurtaramıyor? Yoksa aynı kitabı okuyup farklı şeyler mi anlıyoruz. İslamın anlaşılmasıyla ilgili çok ciddi problemler var. Bunların tek sebebi değil, ama en önemli nedenlerinden biri de ıstılahları bilmeden yapılan okuma ve eğitim çalışmalarıdır.

Kur`an ve Sünnetin dili arapçadır, ama manası ıstılahlarında temerküz etmiştir. Dinimizi anlayıp anlatmanın yolu bu ıstılahları bilmekten geçiyor.

Ne var ki İslami kavramlar, tarihi süreç içerisinde hem müslümanların ilmi ihmal etmeleri hem de harici etkilerle ya anlamlarını yitirdi ya da anlam değişikliğine uğradı. Böylece, Kur`an ve Sünnetin onlara yüklediği anlam, yerini başka manalara bıraktı. Neticede İslam anlaşılmaz oldu. Sahabeyi sahabe yapan İslamın ilahi mesajıyla ruhen, zihnen, fikren ve amelen dirilmiş dava adamları, ancak ümmeti tekrar inşa edebilir. Bu da Kur’an ve Sünnetin doğru anlaşılması, bundan doğan sağlam akide ve salih amellerle mümkün olabilir. 

Ali Çelik