
O: “Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri’ etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (Şura, 13)
Şeriat; insanların hayatlarını düzenleyen yasa, kanun demektir. Teşri’ ise kanun yapmak, yasamada bulunmaktır. Yukarıdaki ayet ile aşağıda gelecek olan Şura Suresi 21. ayette bu anlamda kullanılmıştır. Günümüzde Müslümanlar şeriat kelimesini tek başına kullandıklarında genellikle İslam şeriatını kast ederler. Biz de başlıkta bunu kast ettik.
Rabbimiz gönderdiği her peygamberi aynı ortak mesajla görevlendirmiştir. İnsanlara dosdoğru yolu göstersinler diye göndermiştir. Allah rahmetiyle insanlara iman ve yaşam ilkelerini peygamberler vasıtasıyla beyan etmiştir. İnsan başıboş bırakılmamış, rehbersiz ve haritasız yeryüzüne atılmamıştır. Bu harita da Allah’ın yasasından ibaret olan şeriatidir. İnsanoğlu, buna tabi olduğu zaman rabbini razı edebilir ve dünya mutluluğu ile ahiret kurtuluşuna varabilir. Allah’tan gelen şeriata razı olmayanlar ise müşriktir. Allah’ın şeriatine çağrıldıkları zaman bu, onlara ağır gelir. Aklını kullanmayanlara, batıldan başkası hoş ve kolay gelmez zaten. Allah akıllarını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır. (Yunus Suresi, 100)
Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri’ ettiler (bir şeriat kıldılar) ? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acıklı bir azap vardır.(Şura, 21)
Bu ayeti kerime şeriat belirlemenin ne anlama geldiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. İnsanın hayatını düzenleyen kaide ve kuralların tamamına din denir. Aynı zamanda, bu yasalara göre düzenlenen yaşam şekli de dindir. Dinde teşri’ hakkı, yani her türlü kanun koyma yetkisi bir mercie aittir. O da Rabb’ul-Âlemindir.
Bu kanunlar hem akidevi (inanç), hem de ameli alanın tamamını kapsar. Çünkü din akide ve akidenin doğrultusunda teşekkül eden amellerden ibarettir. Demek ki bu kanunlar, hayatın tamamıyla ilgilidir. Bu kanunların bir kısmını Allah’tan alıp, diğerlerini başka mercilere havale etmek şirkin ta kendisidir. İman esaslarını, namaz fıkhını, zekâtın nisabını, medeni ve ceza kanunlarını, alış veriş yasalarını, ticaret yasalarını, devlet yönetimini, her türlü merasim ve törenlerin kurallarını, sosyal yaşamın yasalarını, aile düzenini… Kısaca hayatın tamamını ilgilendiren yasaları belirleme yetkisi sadece Allah’a aittir. Bu yetkiyi Allah’tan başkasına verene Rabbimiz müşrik demiş ve yetki verilenleri de kendisine ortak koşulanlar olarak beyan etmiştir yukarıdaki ayette.
İnsanoğlu sosyal bir varlık olduğu için tek başına yaşayamaz. Toplumlarında bir düzenin olması için bir takım yasalara ihtiyaç duyarlar. Bu kanunlar neredeyse hayatın her alanında varlık gösterir. Kanunsuz bir toplum kaos ve karmaşaya teslim olur. Orada hayatın devamı mümkün olmaz. İnsanoğlu bunu bilir ve asla kaosa razı olmaz. Peki, insanın hayatına düzeni getirecek, insanın yaşamını istikrara kavuşturacak yasalarını insanoğlu kimden alacak. Kim bu kanunları koymaya hak sahibidir. Kendisini yaratan mı, yoksa başkaları mı? Onu en iyi tanıyan ve onun için temiz bir hayatın yasalarını koyabilecek olan kim? Rabbini unutup hevasına mı uyacak, yoksa kendi gibi aciz beşere mi uyacak. Ve ya kendisini yaratanın şeriatine mi teslim olacak.
Kaosa razı olmayan insan, Maalesef zulme ve küfre razı olabilmektedir. Rabbini unutup başkalarına itaat edebilmektedir. Bugün yolunu şaşırmış insan, hayvandan daha aşağı seviyeye inmiş, hayatının tamamında insana yakışır bütün değerleri de kaybetmiştir. Merhamet, şefkat, cömertlik, mertlik, dürüstlük, vefa… unutulmuş ve bunların yerini çıkarlar almıştır. Dünyanın her tarafında kan akmakta, zulüm ayyuka çıkmıştır. Kapitalist dünya, kendi insanını maddenin kulu haline getirmiş, sefil bir hale düşürmüş ve kendinden olmayanları ise iliğine kadar sömürmüştür. Maddenin peşine düşmekten başka bir şey düşünemeyen bu zavallı güruh, günlük hengâme içerisinde insani değerlerden, onu insan seviyesinde tutacak her şeyden uzaklaşmış; ancak hayvanlar gibi yeme, içme, cinsel tatmin dışında bir şey düşünemez olmuştur. Bütün hayatları bunun üzerine bina edilmiş olan bu sürü toplumlar, hakka ve hakikate yönelmeyi düşünemez olmuşlardır. Dolayısıyla düşünme ve irade melekesi olmayan hayvandan daha aşağı seviyeye düşmüşlerdir. A.B.D.’nin seçim süreciyle ilgili haberlere bakanlar, hayvandan daha aşağı derekeye düşmüş olan bu toplumları daha iyi anlayabilir. Başkan aday adaylarını ve sonra da aday belirleme sürecine şöyle bir baktığımızda, bunların insani değerlerden tamamıyla soyutlamış olduklarını görebiliriz. Başkan adaylarının insanlara vaat ettikleriyle hayvanların arzuları arasında tam bir uyum vardır. Allah’ı ve ahireti unutmuş bu zavallılar kendilerini en medeni toplum olarak da görebilme sarhoşluğu içindedir. Bu sürü toplumlarının çöküşü yakındır inşallah.
Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini olan kemalizmde dinin temellerini belirleme yetkisi M. Kemale, diğer yasaları, bu dinin ana ilkelerine (Atatürkün ilke ve inkılapları) ters düşmemek şartıyla, insanlara (T.B.M.M.) verilmiştir. Batı taklidi olan bu sistemin (sistem demek için bin şahit lazım) müntesiplerine de Kemalist denir. Şu zamanda bu dine göre devleti yöneten bazı zevat kendilerini Kemalist saymasalar da kemalizmin hizmetinde ve o sistemin devamı için çalışmaktadırlar. Bu sıralarda anayasa tartışmalarına dikkat edilecek olursa, meclisteki dört partinin, devletin resmi dini konusunda, arasında ihtilaf yok. Esas ihtilaf, kendileri için elde etmek istedikleri menfaatlerdedir. 1 Kasım 2015 seçimlerinden önce bütün partiler yürürlükteki ana yasayı değiştirmek için halktan oy istedi. Yine istisnasız bütün partiler, beşer mahsulü demokratik bir ana yasa yapmayı vaat ettiler. 48 milyon 537 bin 201 seçmenin oy kullandığı seçime, yüzde 85,18’lik katılım oldu. Seçmenler, Allah’ın dinde izin vermediğini şeriat (yasa) kılma görevini meclise verdiler. Böylece 550 milletvekilini Allah’a şirk koşmak üzere seçtiler. Kendileri de Allah’a şirk koşarak müşrikliklerini tescil ettiler. Bunu anlayamayanlar yukarıdaki ayeti bir daha okusunlar.
Demokrasi denen sistem, tamamıyla yasa koyma, yani şeriat belirleme yetkisini insana veren bir şirk düzenidir. Ona göre kanun yapma yetkisi insana aittir. Bugün bir kanun koyar, yarın dilerse onu kaldırıp başka bir yasa koyar, daha sonra da istediğinde onu da değiştirir. Yani bu sistem insanı, Allah’a şirk koşar. İstedikleri kadar şirk koşma serbestisine sahiptir demokratlar. Aslında demokrasideki özgürlük anlayışı, insanı özgürleşme anlayışı üzerine kurulu değildir. Öyle olsaydı insanoğluna özgürlük adına bir hayır getirirdi. Ondaki özgürlük, şirk koşma özgürlüğüdür. Liberalizm ise, siyasal ve ekonomik anlamda sınır tanımadan zevk, ihtiras, rekabet, menfaat, zülüm… noktalarında şirkin içinde bir sarhoşluk hali yaşamanın adıdır.
Maddeperestliğin en dip noktası da kapitalizmdir. Bu sistem, günümüzde ekonomimin hâkim sistemidir. Bu sistem parayı ve menfaati kutsar. Ona ulaşmayı fazilet sayar. Bu yolda her şeyi meşru görür. Esas olan sermayeyi büyütmektir. Rekabeti körükler. Bu da vahşi bir mücadeleyi, sermayeyi büyütmeyi tek amaç olarak insanın önüne koyar. Başkalarının sırtına basmak fazilettir bu sistemde. Sen düşme dilediğini düşürebilirsin. Zaten yükselmek için bu vahşi rekabet bu sistemin tahrik gücüdür. En tepede, devletlerden daha zengin bir avuç para babaları yer alır. Onların çıkarlarına hizmet eden, kapitalist çarkı çeviren zavallı varlıklı bir zümre onların altında bulunur. Ve onların altında milyarlarca devamlı çalışmak zorunda olan ve kendilerine devamlı umut pompalanan gönüllü köleler yer alır. Savaşlar, göçler, sömürüler, katliamlar, uluslararası sorunlar, karnını doyuramayan milyarlarca insan, kadının iş ve şehvet kölesi yapılması, insanların zihni kazanmak ve tüketmek dışında bir şeye çalışmayan çağdaş köleler haline getirilmesi ve daha nice pisliğin anası olan bu sistem de bir şirk düzenidir. Çünkü yasaları, büyük sermaye sahiplerinin isteği doğrultusunda konan Karunî bir beşeri sistemdir. Onun kulları ise bu şirk düzenine razı olmuş müşrik yığınlardır.
Komünizm ve sosyalizm sistemlerine değinmeye gerek var mı, bilmiyorum. Bunlar Allah’ı inkâr üzere kurulu, teorisi müşrikleri cezp etmiş ama pratiğiyle vahşet doğurmuş bir sistemlerdir. Tarihin en vahşi şirk düzenlerinden biridir. Yakın tarihi okuyanlar bilirler.
Zamanımızda Hristiyanlar, Yahudiler, Hindular, kendilerini Müslüman diye adlandırıp başka şeriatlere uyanlar, satanistler, Asya putperestleri ve daha nice topluluklar vardır ki, onlar da Allah’tan başkasını yasa belirleme mercii görmektedir. Kimi yasa koyma yetkisini din adamına verirken, kimisi seçtikleri meclislere vermektedir. Kimi atalarının yasalarına uymayı din edinirken, kimi çeşitli teorisyen ve felsefecilerin peşinden koşmaktadır. Kimi de yasaların bir kısmını Allah’ın şeriatinden, diğer kısmını ise başka kaynaklardan alırlar. Kimileri de şeriat belirleme yetkisini birçok mercie verebilmede bir beis görmemektedir. Hepsinin ortak noktası, Allah’ın yasasına kısmen ya da tamamen sırt çevirmiş olmasıdır.
Kendilerini mütedeyyin sayan bir kesim var ki, bunlar enteresan bir şekilde demokrasi, kapitalizm ve laiklik gibi kanunlarını tamamıyla Allah’ın şeriatinden başka kaynaklardan alan bu şeytan işi ideolojilerinden medet ummaktadırlar. Bunlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirerek güya Allah’ın dinine hizmet edeceklerini düşünmektedirler. Her tabi oldukları sistem için de Kur’an’dan sünnetten delil bulmayı da ihmal etmezler. İslam’da şura var diyerek demokrasiye, İslam’da özel mülkiyet var diyerek kapitalizmine, dinde zorlama yok diyerek laikliğe fetva bulurlar. Böylece kendi kendilerini aldatırlar. Bunların durumu Musa (a.s.) kavminin durumuna benzer. Allah onları firavunun zulmünden kurtarmışken onlar, Musa’ya (a.s.) şöyle bir teklifle geldiler:
İsrailoğullarını denizden geçirdik ve putları önünde eğilen bir topluluğa rastladılar. ‘Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi bize de bir ilah yap’ dediler. (Musa) dedi ki: ‘Siz gerçekten cahillik eden bir topluluksunuz. (Araf, 138)
Kendilerini mütedeyyin, dindar ve muhafazakâr sayan bu kesim, eğer Allah’ın şeriatine razı olmuş olsaydı, başka sistemlere tabi olarak Allah’ın dinine hizmet edeceklerini düşünmezlerdi. Çağdaş küfür sistemleri, Musa (a.s.) kavminin putlara rağbeti gibi, onları cezbetmezdi.
Şirk öyle bir şeydir ki, yıkıldıkça kendisini başka bir kılıkla, tekrar insanlara yüzsüzce sunar. Her daim onun yasasını Allah’tan başkası koyar. Şeriat belirleme yetkisi Allah’tan gayrısında olan her düzen şirk düzenidir. Bu özellik bütün şirk düzeninin ortak vasfıdır. Mahiyeti aynı kalan şirk, her dönem başka başka kılık ve kisvelere bürünmüştür. Bazen kravatlıdır, bazen sarıklı, bazen kalpaklıdır, bazen dekolte, bazen de baş örtülüdür çağdaş meclislerde. Hakkı görmezden gelen müşrikler için pislikten başka yol var mı?
Kim Allah’tan başka kanun koyucu tanırsa, Allah’a ortak tayin etmiştir. Kendileri için yasa koyanlar, onlar için birer ilah konumundadır. Kendileri ise müşrik olmuşlardır. Allah şirki bağışlamaz. (Nisa; 48) Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.(Maide, 72)
Kaosa razı olmaya yanaşmayan insan, Allah’ın şeriatını kenara bırakmak gibi bir cürümden dolayı kaosun içinde kendini bulmuştur. Bu da nereden demesinler; bu onların kendi elleriyle yaptıklarından dolayıdır. Allah’ı hayatınızdan çıkarınca mutlu, mesut olacağınızı mı zannettiniz. Ey müşrikler, Allah’a isyan eden, varlık nedenine de isyan etmiş olur! Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata da isyan etmiş olur. Kalbin ve ciğerlerinin yasasına isyan et edebiliyorsan. Yapay kalp, yapay ciğer, yapay mide, yapay böbrekle bedenin istikrar bulabilirse eğer, sen de başka şeriatlerle istikrar bulabilirsin.
Bugün dünyanın bütün sorunlarının temelinde tek bir problem vardır. O da Allah’ın yasalarını tanımayıp, beşer mahsulü yasalara tabi olmalardır. Bunun sonucunda, açlık, savaş, terör, hastalıklar, insanlar ve kıtalar arasın dengesizlikler, mutsuzluk, katliamlar, zulüm ve daha nice olumsuzluklar meydana gelmiştir. Akledebilen her insan bunu rahatlıkla görebilir. Beşeri düzenler birer pisliktir ve ancak pislik üretirler.
(O gün) Zalimleri kazanmakta oldukları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (Şura, 22)